Recent Updates RSS Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • Oscar Wilderness 13:56 on 22 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla
    Tags: akbiller aktarma yapmıyor, akbillere yüklenen yeni yazılım, iett de büyük skandal, iett headquarters   

    akbiller aktarma yapmıyor! 

    cuma günü oluyor bu. eminönü’nden kafam bir dünya otobüse bindim. önce önde bir yere oturdum. sonra yaşlıca bir amcaya yerimi verdim. sonra şoförün yanına seyirtince şoför de sıkılmış olacak ki, şurayı aç da geç dedi. şurası dediği; otobüslerde ilk girişteki korunaklı bölüm var ya, ayakta duruyon çubukla kapatıyosun falan. zamandan ve mekandan münezzeh. orası işte. neyse geçtim girdim ben oraya. bir yandan da adam beni oraya davet ettiği için, tarifsiz bir mutluluk var içimde. kafam iyi ya, onu hesaba katalım. ondan dedim.

    sonra ben hala yolda saçma sapan şeylere kitlenmişken, kızın biri şoförün yanına gelip mıymıy bir şeyler söyledi. şoför bir şey söyledi, o başka bir şey mıyladı. hatta tam o an bu kızın hayatında ilk defa bir şeye itiraz ettiğini düşündüğümü hatırlıyorum. öyle bir mıylama düşünün işte.

    dakikalar geçtikten sonra ki, baktım orda çok ilginç bir şeyler dönüyor. kulak kesildim. hadise şu; kızın akbilinin aktarma yapması gerekiyormuş. ama yapmamış. sabah da bambaşka bir yerde başına gelmiş bu. tam ben dinlerken şoför de; oluyor öyle şeyler ben de rastgeldim gibisinden bir şeyler söyledi. kız isyanlarda, nereye şikayet edelim bunu falan diyor. biraz sonrasında, unkapanı civarında iki adam bindi. şoför dedi ki; ”hah müdür bu bunlara konuş” sonra farkettim ki, adamlar hakkaten üst düzey iett görevlisiymiş. hatta bir nevi iett neyşınıl sekuriti ajanlarıymış. sjkjf neyse şoför durumu anlattı. kız bir şeyler söyledi. adamlar pek ilgilenmedi. ”makinaların programı yeni değişmiş” lafı geçti arada. baktım kızın tizi biraz daha düştü. bu lafı da duyunca ben ordan olaya müdahil oldum. dedim ki ”yalnız bu öğrenilirse çok büyük skandal çıkar. (ajanlar, şoför ve kız  bana döndü) aktarma olmuyor ne demek? az şeyler değil bunlar. olay olur olay. ” sdkjfjksdfjksdj aynen bunları dedim. ama nasıl ciddi söylemişsem artık adamlar baya bir panik yaptılar. işte yok canım, biz bildiricez zaten bu durumu. makinanın seri numarasına bakalım bilmemne falan filan. bir sürü kolpa hareketlerin peşine düştüler. otobüstendir falan dedi. ben de dedim ki sonra, şoför böyle böyle dedi, başka örnekleri de varmış. şoför hemen müdahale etti, yok ben de şikayet eden arkadaştan duydum  ayağına yatmaya başladı. adamların beti benzi attı resmen. gözümün önünde ibb tipi fırça  bıyıklarından terler akmaya başladı skjdfjksdkjf not defterini falan çıkardı, araçtan aşağı indiler araçın kodunu modunu yazdılar. sonra da ilgilenicez merak etmeyin siz diye bir anda puff otobüsün siyah dumanıyla arazi oldular.

    yolculuğun geri kalan bölümünde, şoför aynadan beni pis pis kesti. ben de aynı derece sikertici bakışlarımla karşılık verdim. sonuçta içinde bulunduğumuz otobüs bir yeşil otobüstü ve ortada kendisine yardım edecek genç apaçi bir muavin yoktu. o da bunu farketmiş olacak ki, gözlerini indirdi dikiz aynasından. yoluna devam etti. ben de ulusal güvenlikte açık yakalamış amerikalı blogger gibi geldim yazdım bunları size.

    sonuç olarak anladığım kadarıyla akbil makinalarına yeni yazılım yüklenmiş ve aktarma yapmıyor dostlarım. bizde karışanlar olarak bu durumu siz değerli yolcu/tüketicilere ilk elden bildirmenin haklı kıvancını yaşıyoruz. işalla durum böyledir de, biz de demiştik deriz. mahçup olmayız.

    LÜTFEN BU DURUMA SESSİZ KALMAYALIM VE İETT’DEKİ BUGLARA YAZALIM ARKADAŞLAR BUNU!!!

     

     

     

     
  • cumabey 10:45 on 22 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla
    Tags: album, Anywhen, music, The Opiates-Revised, Thomas Feiner   

    Thomas Feiner & Anywhen – The Opiates-Revised 

    Bir hoşçakal ile açsam’dı önce yazıyı. Sonra bir merhaba ile bitirsem’di; derdim de bundan sebeptir diyerek bahanesini sunsam’dı, içim razı gelmezdi. Anlatıyım o zaman…

    Önce kitaplara inanmadım ben, yazarlara da. İnsanlara inanıyordum inanmasına da dertlerini açığa koydukları zaman inanmıyordum sanki. Sonra, bir önce daha romanlara inanmadım, şiirlere de. Edebiyata bakıyordum da yazmanın manasına ayamıyordum; bir ayhan gelip de “bu yaşıma geldim hala ayamadım” deseydi? Ama deme(z)di… Çok büyük konuşuyordum. Sonra(dan) gözüm görmesin diyeceğim bir dizi söz etmişimdir.

    Daha dün şarkılara da inanmıyordum. Görev bellercesine ilk işim gidip bir pikap almak oldu…  ahaha şaka yapıyorum.

    Diyor ya adamın biri: “Sanat söyleyeceğimiz iki çift sözün bahanesiydi”. Bilmiyorum öyle miydi, yoksa değil miydi? Ama geçen günlerde Rigemorjolsen’den gelen The Opiates – Revised albümü içimdeki gökyüzünden renk çalan sâri cephesiyle sanki beni değil de bir başkasını beklerlermiş gibi; içeri yeni girmişim de denk gelmişim gibi kendi aşklarımın ritmiyle, şiddetiyle sirenlerle karşıladı beni.

    Merhaba.

     
  • Bore 15:58 on 14 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla  

    Tek eksiğimiz, vermediğimiz; 

    Herkes gibi herkesten daha farklı birşeyler istiyordu o da yalnızca. Herkes bir başkasından daha farklı birşeyler istediğini zanneder ya o da işte aynen öyleydi her herkesten farklı birşey istediğini sananlardan. Aslında hepsinin istediği hep aynıydı ve hepsi birbirinden daha farklı birşeyler istediğini zannediyordu! belki hepsinin hayalinde ki o aradıkları şeyin simetrisi farklı, görünüşü farklı, duruşu farklıydı ama hepsinin istediği şey hep yalnızca bir yarraktı. (yarrak afedersin)

     
  • solips 10:01 on 09 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla
    Tags: harbi sinir, sinir harbi, vize baskısı   

    jetonum bittiği için çana oynayamıyorum 

    Bugün başlayan vizeler yeni mezunlar için hayli melankolik bir ruh halini de beraberinde getirdi. TÜİK raporlarına filan dayanmıyor sözlerim. Kendimden öyle gözlemliyorum ve bu yeterli bir istatistik. Kimse de kendini kandırmasın, hepiniz şimdi okula gitmek için ölüyorsunuz biliyorum! Üzülmeyin ben varım, lonesome değilsiniz. Sabah işe gitmek için durakta beklerken gördüğüm, okula yetişmek için bir yandan koşturup, bir yandan da eline zor sığdırdığı notlarına sahip çıkmaya çalışan o hiç kıskanmadığım tipler! Siz de bu yollardan geçeceksiniz. Şimdi okullu olduğunuz sınıfları doldurduğunuz için bir halttan haberiniz yok ama o günler de gelecek. Ah ah’larınızı ben taa buradan duyacağım. O zaman size bu postun linkini atarken ropdöşambırımın kuşağını düzeltip viskimi üzerime dökeceğim. Siz de vay be ne günlerdi derken henüz bir kızınız olmadığı için dizinizi döveceksiniz. Şahsen ben öyle yapıyorum ve siz yine bunlardan bihabersiniz. Öyle de olun zaten. ne de olsa beni böyle görmenizi istemem. Beni böyle mağrur, sahipsiz, eğitimsiz, vizesiz ama gururlu görmeseniz de olur. ben kendi başımın çaresine bakarım. işe gider gelirim. yalandan kaybolan öğrenci akbilimle olan ilişkimin son aylarını doludizgin geçiririm. fuarlara, sergilere dadanırım öğrenci olmanın yarattığı pozitif ayrımcılığın benim için artık son bulacağını bildiğimden. bu sizi hiç ilgilendirmez! Lütfen herkes kendi işine baksın. Ne bileyim sınavınız filan yok mu sizin? gidin çalışın. Gelip kontrol edeceğim ha!

     
  • sulhisaygili 14:01 on 08 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla  

    Durumum Cidden Çok Komik 2 

    ya demin kıvrandım durdum, asdfasdf, kıvrandım durdum da sonuç olarak bir şey anlatmadım. çünkü anlatacak kötü kadar durumda değilim, büyük ihtimalle durumum daha da kötülüeşirse, -gülmekten ölürsem-, o zaman bir şeyler çıkacak ortaya. ama şimdilik bir semptom yakaladım, onun üzerine konuşmalar yapmak benim en doğal hakkım. kimse beni “bize ne senden” diye durdurmaya kalkamaz.

    bir şeylere temas ediyoruz, işte bunun adı acı, utanç, progresif karışık kaset olabilir, fakat temas ettiğimiz şeyler tarafından başkalarınca konuşulmuyoruz. işte, sikenimiz yok afedersin. ciddi anlamda bize ilişen, kavga gürültü çıkartan, bizi süründüren insanlar yok; ya zararsızız ya da üst düzey psikopatlarız. zararsız olduğumuzu düşünmek şu an için saçma, çok can yakmış olabiliriz afsjafsad. bazen bakıyorum, kimse kimseye giydirmiyor, herkes çıplak dolaşıyor. işte, kavgasız gürültüsüz sıkıcı bir hayatımız var, yahu kimseye karışmıyoruz sanırım, sevgi kelebekleri gibi insanlarız. mesela bana çevremde “umursamaz” yaftasını yapıştırdılar, ya lütfen ben bundan rahatsız olmaya başladım, gittim birkaçının sorunlarıyla yakından ilgilendim. sonra bana yalaka piç, yalnız kaldın ondan geldin değil mi falan dediler. tabii öyle demeleri gayet normal asfdkafda.

    kavga isteği/eksikliği gerçekten büyük sorun. bazen çetrefilli bir rakip istiyorsun, -yahu arkamdan konuşan leş bir karı bile olabilir, ona da razıyım- ona giydirmek, ağzını kırmak, düşüncelerini harap etmek, rezil rüsva etmek istiyorsun. çünkü bu pasif durum insanı sinirli yapıyor. asabiyet başlıyor, asabiyet geldiğinde tüm sıkıntılar gitmiş olmalı. lütfen.

    durumum daha da komik bir hal alınca sizleri haberdar edeceğim. şimdilik arayışlarımı sürdürüyorum, yakın zamanda size şu geyiği yapabilirim “aga goa’ya gideceksin, takılacaksın işte”. o geyiği yapmadan önce iyice saçmalamak isteyebilirim asfdjaf, o geyik yapılmasın lütfen.

     
  • sulhisaygili 13:49 on 08 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla  

    Durumum Cidden Çok Komik 

    ya bi de bu var di mi? insan kendi durumuna komik diyebiliyor. asdfasd. komiğim komik. yazı efekti olarak komik değil, içerden bi yerden komik hakkaten. geçen çocuklarla konuşuyoruz “ya acınacak durumdasın, şu haline bak, yemek ye bari, yemek yemek önemli bir mesele, yemek yemeyen erkekleri kadınlar sevmez” dediler. rock müzisyenlerindeki anoreksiyaya dikkat çektim, en beğenilen erkekler onlar dedim. kendimi savundum, da savunasım yoktu. yemek yedim.

    çevremdeki insan populasyonu dengeye ulaştı. biyolojide populasyon dengesi var, biliyoruz, işte dengeye ulaşan populasyonda doğumlar ve ölümler dengeli olur, yiyecek sıkıntısı olmaz. benim çevremdeki insanlar da dengeye ulaşmışlar, takdir ediyorum, ya şeyi anlatmaya çalışıyorum, sıkıştım kaldım lan. bak bir yere gidemiyorum, kimseye gidemiyorum, fakülteyi bırakmayı düşündüm, böyle yeni çevre yapmak için, sıkılırsam orayı da bırakırım diye düşünüyordum ki, bu gereksiz bir döngü olur diye sinirlendim.

    durumum şöyle komik. yine arayışa geçtim. bu bence kötü bir süreç. bu arayış hiç iyi değil, tüketmişim demek ki her şeyi. bak o kadar tüketiyorsun, üretim adına sıfırsın. bu arayışların hepsi bundan. kafam çok karışık ya : (((( aslında çok çok karışık, ne yaptığımı bilmiyorum : ((((

    ya bunları da kimseye anlatımıyorsun ha. bu da var. düşünüyorum, böyle oturmuş birilerine “ya olm ben çok acı çekiyorum, otur beni dinle piçççç” diyemiyorum. fena bir ketumluk hasıl oldu. asfdjafsd şu an bile içine düştüğüm durumdan uzaktayım, başka yerlere çekip, sarkastiğe bağlıyorum iyice. esaslı bir iç geçiremiyorum. düz yazı yazamıyorum mesela :( ((

    dur be quote da vereyim “ümit işkenceyi uzatır”. işte oluyor, tam manasıyla kendi komik durumumu anlatamıyorum, daha önce denenmiş ve kritiği yapılmış kendini ifa etme şekillerine gelemiyorum, aNgel_Of_DARKness’ın kendini ifade edişine iç geçirsem de onu küçümsemekten kendimi alamıyorum. ben kendimi ifa ettiğimde, takdir edilmeliyim, hayran olunmalıyım, şeklimi koymalıyım, alışılmışın dışına çıkmalıyım. bu zorunluluk değil, kendini açık etme’nin her türlüsünün parodisini yapmış olmamdan dolayı. ben de biliyorum “canım hiçbir şey yapmak istemiyor” demeyi ama bunu çok daha vurucu yapmayı planlamaktan, canımın sıkıldığını hep es geçiyorum. kendi can sıkıntımı bile estetiğe sarıp sarmalıyıp, bir şeye dönüştürme çabasına giriyorum. ince hastalığa tutuldum hakkaten, “entelektüel hastalığı” diye bi tabir vardı 70lerde yazılmış bir kitapta ajdfsafjad, bak o olabilir. fakat o da olamaz, o “sürekli muhaliflik durumu”nu anlatıyordu, ben muhalif değilim, asdjfsa, sanırım ben şu an kendi bulanımım tarafından konuşturuluyorum, bu konuşma da imdat çağrısı. heeee.

    bi de bayağılık olarak nitelendirilen aşırı duygusallık -duygu sömürüsü- gibi şeyler var. onlara da gelemiyorum, tam diyorum doygunluğa ulaştım, işte şimdi anlatabilirim, şimdi her şeyi açık edebilirim, dikkatimi bir şey dağıtıyor, o da “kanka boşver yaaaaaaaaa” gibi zottirik bir ifade bile olabiliyor. dikkatim kendi doygunluğumu dağıtıyor, böyle başka bir bad tribe giriyorum, o da şu “ya bu sikikler sanırım beni anlayacaklarını sanıyorlar” diyorum asdfaf. ya anlatayım da siz anlamayın istiyorum, anladığınızı geciktirin, ya da geçiştirin böyle yormayın beni, çözümleme yapmayın; sadece konuşayım ve bitsin. ben konuşayım ben zaten konuştuklarımla tedavi ederim kendimi ://// [burda anlamayabilmek'i övüyorum afdjas]

    bak bu sıkıntı patlaması en çok uzun süre biriyle takılınca oluyor, uzun süre birinin samimiyetini kazanma çabasından sonra, onun hala aynı duruşu sergilemesiyle ortak bir dil oluşturamamak gibi bir engel kendini oluşturuyor, o engeli aşabilmek, iletişimi hızlandırmak çabasına yenik düşüyorsun. tam olarak bir insana “senin ağzına sıçayım” deme samimiyetine eriştiğinizde, o insanın hala kendini sizden kaçırdığını görüyorsunuz. alınıyor, ya da o yakınlığı reddediyor, ben buna çok üzülüyorum lan : ((( vallahi, ben bu gibi engelleri aşamadığımdan çoğu insana hala “merhaba nasılsın?” diyorum. asdfjasfd. bana merhaba nasılsın diyen insanlar anormaldir, bu konuda bir çıkarım yaptım.

    bizim jenerasyonda bir hamlık var. bu benim komik durumumun da en büyük sebebi. yukarıda kendini ifa etmekte yaşadığım sıkıntının kaynağı da bu. kaldı ki ifa edemiyorsun, nasıl ifşa edeceksin? ya bakın garip garip insanlar türedi asfjdsa. bu insanları anlattığım anda, ben de çözüleceğim, açılacağım, ya cidden bu insanları anlattığım gün ben mutlu azınlığa gireceğim : ))) [bu genellemeci tavırda çok rağbet görüyor, kendini başkaları üzerinden anlatım tekniği, dünyanın genel sosyal eğilimlerinden falan kendini düze çıkarma girişimi, entelijansta çok moda olsa da benim gibi doyumsuzlar tarafından gerçekten uzaklaşmak, 'çarpıtılmış ben analizi' olarak ele alınıyor. ben böyle anlıyorum afdasdfa]

     
  • Feride 17:10 on 07 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla
    Tags: , ileri doğru yürümeyi engelleyen aşı, karın ağrısı baş dönmesi kusma, kağıt mendil, soğuk hava   

    domuz gribi ters köşeye yatırsın beni, amin! 

    Vallahi şu domuz gribinden ölmezsem bile derdinden yataklara düşücem, yakındır. Ne menem bir şeymiş bu? Çocukların dilinde domuz gribi, milletin dilinde domuz gribi. Mit leri çoğaldı bir de. Yok geri geri yürüyebilip de ileriye doğru yürüyememeler, olmadı koşabilmeler, yok bilmem ne köyünde hastalık varmış da söylenmiyormuşlar, yok şu yok bu. Offf.
    Faranjitim var bir de, öğretmen hastalığı malum. Lakin hastalığın popülerliği beni de zanlı eyledi. Ben öksürdükçe çocuklar fısıldaşıyor. Vahlanıyorlar felan. Sonraaa enteresan diyaloglarımız var kelepir fiyata:
    “örtmeniiimm”
    “noldu canım?”
    “fatmanın karnısı ağrıyomuş.”
    “karnısı değil karnı, eee?”
    “örtmenim galiba domuz gribi olmuşşş”
    “haydaaa, yavrum o kadar anlattım ya, karın ağrıyınca domuz gribi mi olunuyormuş, alla alla??”
    “örtmenim bence oldu.”
    “lan!”
    “tamam örtmenim.”

    geçen gün de bütün köy öğretmenleri ve ilçe öğretmenleri YİBO nun yemekhanesinde toplandık (ilçenin her şeyi bu yemekhane, tiyatro gösterisi bile yapılıyor aayyt be!) bize domuz gribine dair bilgilendirme yapacaklarmış. 500 tane öğretmen hemhal olduk bu vesile ile. Domuz gribinden başlar en aşağı, sonrasını bilmem.

    Velilere bilgilendirme için broşürler hazırlandı. Fotokopiledik dağıttık çocuklara, velilerin bu broşürü okuduklarına dair bir imzalarını da istedik, hani “günah bizden gitti” hesabı. Bunlar bir kaplan kesilsin. Belgeyi hiç okumadan “ben imza atmam!” demişler. Sebep ne? Bunu, aşılama için izin belgesi sanmışlar. “Haydaaa” dedim ama vallahi işe yaramadı, inat ettiler. okula da gelmiyorlar köye uzak diye, belki o vakit ikna ederdik onları. bizim samsunlu imam tayin oldu gitti, olsaydı kendileri, camiden ilan verdirirdik, “elimiz ayağımız hoparlörümüz!”

    çocuklara birer paket kağıt mendil aldırdık, yanlarında bulundurmalarını zorunlu tuttuk. Kıyıp da öksürürken ağızlarına tutmuyorlar mendili. Kar yağdı, havalar soğudu, yani “soğuklar ve sümükler.”
    Beni bu soğuk havalar mahvetti, böyle bir havada istifa ettim.. ne diyorum ben yahu?

     
  • Oscar Wilderness 21:44 on 06 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla
    Tags: acı, üçlü priz, duygusal yazı, hayat, hayat her şeye rağmen yaşamaya değer, kıyma   

    kıymaya ağıt 

    şu hayatta onca şey gördüm ben. keder de gördüm, neşe de.. herkes gibi. çok defa güldüğüm, güldürdüğüm gibi öte tarafımda bir o kadar acılarımla yoğruldum. kendi karanlık ormanımda çırılçıplak at sürdüm. bu yıllanmışlık, yaşanmışlığın sonucunda, bana acı nedir diye sorsaydınız, size verebileceğim  körü körüne inandığım bir kaç cevap, daha keskin bir kaç cümle vardı.

    ancak artık yok. ben yanılmışım dostlarım.  fazla kesin hükümlere varmış, haddinden fazla keskin davranmışım.  bilememişim. acı görmek mi istiyorsunuz, beni dinleyin;

    geçen gece hoparlörün fişini takıcam diye, buzdolabınınkini çekmiştim. nasıl çekmek ama? öyle bir çekmek görülmemiştir. ben onu 2 gün unutmuşum sonra. dolaptaki 1 kilo kıymam bozulmuş : ((((((((((((

    bir memur çocuğu olarak, küçükken, bisikletimin 2 saat çalınmasından sonra yaşadığım en büyük ızdırabı, en büyük acıyı yaşadım konsantre olarak.  tanrı daha büyüğünü göstermesin. dostlar sağolsun……

     
    • sabuha gokcen 22:01 on 06 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla

      defin işlemlerini bir an önce halledelim isterim sayın osgar bey. daha fazla kokmasın rahmetlik.

    • bore 14:36 on 10 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla

      yalnız yazıda acayip bir LAUTREAMONT kokusu alıyorum. bu aralar o okunuyor galiba?

    • Bore 14:38 on 10 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla

      yalnız yazıda acayip bir LAUTREAMONT kokusu alıyorum. bu aralar o okunuyor sanki? :)

      • Oscar Wilderness 20:30 on 10 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla

        yok be abi, tanımıyorum ben o adamı. üslup benziyorsa onun da bağrı yanmış, kıyması bozulmuştur skdjfjksdjk dünyada gayrısı yalan çünki….

  • sabuha gokcen 19:43 on 05 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla
    Tags: aşk-ı memnu   

    Nerde olduğumu anlamadım. Galiba fena sarhoşum. Hepiniz aynıydınız aslında. Septimus, dostum sen Enes’tin, onunla karıştın bi ara, gerçi karışmak değil de, çağrışım diyelim tarz yerine otursun. Enes ise aslında Serhat olarak çıktı karşıma, ya da ben paranoyak-manyak-misvak şekilde öyle düşündüm, Serhat kimdi bilemedim. Sonra Mert’de Bahadır’ı çağrıştırdı falan djskdjskd amınıza koyayım siz gerçek misiniz ulan?

     
  • sulhisaygili 16:01 on 05 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Yanıtla  

    Septimus’a göre “öteki” 

    septimus “anlamayabilmek” ve “insanları tasnif ediyordunuz” yazılarında, öteki hakkında bilgi edinmenin olanaksızlığını istemiştir. asjfdaf. septimus, kendi sınırlarını zorlayıp kendini aştığı anda öteki ile ilişiğinin kalmadığını, öteki’ne dair bilgi edinmenin anlamsız olduğunu ileri sürebilir. kim bu öteki? ‘ben’ hariç, her şey. [her şey dedik öğretimizde açık verdik!] öteki ile ilişkilerde, öteki’ni kendimize eş tutmanın, aynı perpektifi paylaşmanın/paylaşmaya çalışmanın-zorlamanın, bizim kibirimiz olduğunu da söylemiştir; tam mistik bir öğreti. sofistler bunu çok sevebilirdi.

    septimus devam ediyor; öteki’ni kuşattığımız anda, dünyanın sonu gelecek. objet petit a bahsini buraya taşıyabiliriz, hiçbir zaman ulaşamadığımız haz nesnesinden beslenen doyumsuzluğumuz, eğer o nesneye ulaşırsa doyumsuzluk biter. septimus’un öteki’si objet petit a mıdır?

    öteki’yi anlamamak/anlamak istememek gibi tavır koymanın, doyumsuzluğu ertelemek olduğunu söyleyeyim ben de. ama o doyumsuzluğun yok olmadığının da bilincinde olalım, lütfen.

    septimus anlamış, o konu güzel, biz de “biz de seni anladık” diyoruz, karşılıklı restleşmeden doğan iki ayrı kutupta, anlaşarak ayrışmak işlemine tabii tutuyoruz kendimizi. oysa, hepimiz birbirimizi anladık, septimus’un istediği yine olmadı. anlamış olmayı erteleyemiyorum ne yazık ki, anlamış olduğumu anlatmayı da erteleyemiyorum, bu paylaşıma dur dediğim anda ben’i ifade edemiyorum; öteki’nden kurtulmaya çalışırken, ben’den uzaklaşıyorum. zen miydi neydi bu ya? bunu sevmedim bak şimdi, kendime bozuk atayım asfdafjsa.

    cumabey de anlamış, o da kendini açık etmiş, etmek zorundaydı, yoksa septimus’un istediği olacaktı, afasjfsjafa, izin vermedi cuma.

    benim derdim öteki’nin dünyası, kendi dünyamda her şeyi hallettim, ben varım artık, öteki’nin de var olması için ben tarafından algılanması, şekillendirilmesi, anlamdırılması gerekiyor; ben bunu yapmadığım anda bir bayram sabahı neşeyle kalkmayacağım yatağımdan.

    insanlar tasnif edilecek ve de anlaşılacak, farklı bakış açıları olsa da, farklı yerden doğrular getirseler de, benim onayıma ihtiyaçları var, ben onları onaylamadığım anda oyun başa saracak, onaylanmamış olan öteki’yle onaylanmamış ben çatışacak, -her daim olduğu gibi- hepimiz garip bir şekilde öleceğiz.

    asfdjafja son cümleyi bağlayamadım.

     
c
yeni bir yazı oluşturun
j
bir sonraki yazı/bir sonraki yorum
k
bir önceki yazı/bir önceki yorum
r
cevapla
e
düzenle
o
yorumları göster/gizle
t
en üste gidin
l
go to login
h
show/hide help
esc
vazgeç