kimliğim,kimliğin, kimlikleri…

Ağrı’ya atandığımı öğrendikten sonra babam: “ilk gidişinde ben de yanında olayım, kaldığın yeri görmeden içim rahat etmeyecek.” dedi.Hiç itiraz edecek halim yoktu bu teklifine. Esenboğa’dan tek başına gitmek, ankara’yı böyle hüzünle terk etmek içime dokunurdu ne de olsa…Önce erzurum’a gittik, Ağrı havaalanı’na haftada sadece bir uçuş vardı o sıralar. (şimdi havaalanı tamamen iptal) Erzurum Havaalanı servisi ile otogara ulaşmamızla birlikte doğunun düzeni artık anlaşılmıştı benim için. Aracın önüne yığılmış olan simsarlar bağırıp çağırıyor, elimizden valizimizi alıp bizi kendi otobüslerine bindirmeye çalışıyorlardı. Babam kendinden emin bir biçimde valizimi alıp aralarından sıyrılmamızı başarmış olmasaydı ben bu simsarların biriyle bilmediğim diyarlara çoktan yol almış olurdum yüksek ihtimalle. Yazıhanelerin olduğu kısma ilerledikten sonra Ağrı’ya giden bir otobüste yerimizi ayırttık, on dakika sonra hareket eden araçla birlikte “Ağrı yolcusu kalmasıııın”dı.

Erzurum’dan Ağrı’ya doğru yol alıyorduk. Babamın omzuna yaslanmış buraları sindirmeye çalışıyordum, evet kendi isteğimle gelmiştim belki ama yine de zordu. Sonra otobüs bir ıssızda duruverdi aniden. “Eyvah!” dedim. “Sanırım pkk saldırısı bu!”  Sözlerimi duyan ön koltuktaki adam kafasını bana doğru çevirip gülümsedi: “Korkmayın hocam, kimlik kontrolü sadece, bakın gördünüz mü jandarma karakolundayız.”  “Kimlik kontrolü mü, neden biz suçlu muyuz, ya da araç da bir suçlu mu var?” Adam tekrar gülümsedi: “Hocam alışın, rutin kontroller bunlar.”

Benimse gözlerim doldu bu kontrolden sonra. Bir başka ülke topraklarına gidiyorduk sanki. bir dize düştü aklıma: “bir ülkeden, bir ‘iç’ ülkeye…”

Nasıl olurdu bu, nasıl bir haldi yaşadığımız? Neden bütün doğu yolcuları potansiyel suçlu olarak görülüyordu?

Ve aradan geçen bir kaç ay, ve aradan geçen bir kaç yolculuk daha.

Yol arkadaşıma soruyorum:

“Noldu yahu, bu karakolu neden es geçtik, kimlik kontrolü için durdurmadılar, olağanüstü birşey mi var acaba?”