Sulhi’nin okul yaşamı

evet bunu size anlatayım. merak etmiş olun, ben de öyle söze gireyim. mesela “n’aber?” diyorsunuz, ben de “okul falan” diyorum ya. şimdi okul falan’ı açıklayalım.

OKUL FALAN:
sabah 7.30’ta evden çıkıyorum. bim’den alınmış kerem peynirini ekmeğime sürüyorum. sonra reçel artı yağ sürülmüş ekmek, son olarak da yağ artı bal sürülmüş ekmek yiyorum. çayımı yudumluyorum. sigarayı yakıyorum. siyah kazağımı, levi’s pantolonumu giyiyorum. converse ayakkabılarımı dışarda giyiyorum, kapıyı çekip çıkıyorum. durağa gidiyorum. ayakta 66, oturan 34 yazan otobüse biniyorum. ayakta gidiyorum. parfüm icat edilmemiş daha. and nothing else matters.

kadıköy’e indiğimde ikinci sigaramı yakıyorum, çünkü genelde 10 dakika oluyor vapurun kalkmasına. LD’yi içiyorum. sonra güzel kokulu bir bayanın yanına oturuyorum, e senin ağzın sigara kokuyo diyeceksiniz, hayır kokmuyor, sakız icat edilmiş. kitap açıyorum, okuyorum. 20 dk öyle geçiyor. karaköy’de iniyorum. tramvaya yetiştiğimde mutlu oluyorum. işte hayat yeni başlıyor.

saat olmuş 9. laboratuara giriyorum. mikroskobu falan siliyorum. asdfjasjfda. o gün ki deneyleri bir güzel yapıyorum. çay demliyorum bildiğin ama, hocalar ona infüzyon diyor. ekstraksiyon yapıyorum, nane limon aslında. alkol seyreltiyorum, bildiğin rakı. şişeliyorum, etiketliyorum, laboratuar önlüğümü çıkarıyorum. bi hüzün kaplıyor ortalığı. saat 11buçuk falan gibi labtan çıkıyorum. yemekhaneye gideceğim, bir kaç arkadaş arıyorum. zengin olmayanlarından. yemeğimizi yiyoruz, bir kaç muhabbet oluyor, onlar da ders muhabbeti. 2’de ders var, saat daha 12’yi az biraz geçiyor.

bir yerde oturalım diyoruz. sonra bi anda tek başıma bırakıldığımı farkediyorum afdsjasd. herkes okulun kantininde oturmak yanlısı. kantinde çay 40 krş. evet kantine gidelim diyorum fakirce. gidiyoruz işte, çayı alıyorum, dışarı çıkıyorum. karnı doymuş biri olarak sigaramı yakabilirim. bir kaç kişi geliyor, konuşuyoruz. herkes sıkılmış birbirinden ki konuşurken uyukluyorlar nerdeyse. saat bir türlü 2 olmuyor. derse girmek mecburiyeti var, yoklama alıyorlar, quiz yapıyorlar, bilmediğimiz yerden soruyorlar.

derslere giriyoruz. sonra eve dönüyorum. eve dönmezsem de bir istiklal yaptığım, bir sinema yaptığım oluyor, bir kafe yaptığımız, bir bira yaptığımız da oluyor. ama eskisi kadar olmuyor, eskisi kadar yapmıyoruz bir şeyler. nothing matters no one else.

bazen diyorum, bu kitaplar, filmler, müzikler, konserler, sinemalar, paneller, toplantılar aydınlanmak, şuurlanmak için değil, can sıkıntısını gidermek için meşgale. ya işte öyle. yoksa benim işim olmazdı bu tür şeylerle, yanlış bölüme düştüm, badakhaneye düştüm, üzülüyorum.

denizleri aş da gel kurbanın olam/kurtar beni buralardan ne olur.