Triple Date (1)

Aklımda sorular var. Birçok sorular, cevabını hiç öğrenmek istemediğim. Neydi? Nasıl olmuştu? Neden bizdi?  Anlamsızlıklar…

Biz üç arkadaş aynı evde yaşayan, en saf halimizle birer Antalya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileriydik sonuçta. Kirli sakallarımız, gözlüklerimiz ve kalın anatomi kitaplarımızla bizi birbirimizden ayıracak daha doğrusu bu fakültede okuyan herhangi bir adamdan hatta kızdan (keza kızlar da en az bizim kadar hormonluydu) ayıracak hiçbir özelliğimiz yoktu. Adeta aynı fabrikada aynı malzemeyle üretilmiştik. Yine aynı soru;

Nasıl olmuştu peki?

Nasıl olmuştu da İşletme Fakültesinden üç meleği bulmuştuk? Nasıl o üç melek bizde bir şey bulmuştu? Nasıl oluyordu da biz birbirimizin tipini karıştırıp birbirimize farklı isimlerle hitap ederken bu üç yüce varlık hangimizin Hayri, hangimizin Mustafa, hangimizin Cevdet olduğunu anlıyordu? Bu bir rüya mıydı yoksa gerçekten tiripıl deyt miydi? Evet, aklım almıyordu.

Ama dedim ya; cevaplar aramıyordum. Belki cevapları bulmaktan korkuyordum. Çünkü her şey o kadar güzeldi ki.

Çiçekler bir başka kokuyor, güneş daha fazla parlıyor, kediler sessiz çiftleşiyordu… Evimizde sanki sessiz bir antlaşma imzalanmış gibiydi. Bulaşıklar biriktirilmiyor, küllükler iki sigarada bir boşaltılıyor, ev bira kokmuyordu. Artık kıyafetlerimizi koymak için ev zemininden başka birer gardırobumuz olduğunu biliyorduk. Çarşaflarımız daimi yumuşatıcı kokuyor, evde göz yoran bütün her şey yok oluyordu yavaş yavaş. Yok olmalara donla gezen erkek ordusu da dahil olmuştu en sonunda. Sadece bunlarla kalmıyordu bu değişim süreci. Bütçe harcamalarımız hızla şekil değiştiriyordu. Kişisel bakım ürünleri doluyordu aynamızın önü, hepimiz misler gibi kokmak için varımızı yoğumuzu parfümlere ve deodorantlara yatırıyor, üç kuruşluk rızkımızı ipanaya, signale, axe çikolatlıya yediriyorduk. Hayri’nin bile temiz kokabildiğini görmek ise tarifsiz mutluluklar veriyordu bize. Bu ve bunlar gibi yüzlerce değişim yaşıyor adeta yalnız iğrenç bir tırtıldan, sosyal kelebeklere dönüşüp yepisyeni baharlara yelken açıyorduk.

Ta ki o güne kadar…

O gün aslında haftalar önce belliydi. Sevdiceklerimizin bölümünden en yakın arkadaşları olan Hamdi bizimle tanışmak istemiş ve bizi evine davet etmişti. Hayatta kırmaktan en çok korktuğumuz bebeklerimizin yoğun ısrarı üzerine bizlerde kabul etmiştik. Aslında bu bizim için iyi olacaktı. Çünkü Hamdi, ismiyle ne kadar zıt olsa da kız arkadaşları erkek arkadaşlarından daha çok olan, her yalnız erkek tarafından ibne olarak değerlendirilen, her sevgilisi olan erkek içinse potansiyel bir .rospu çocuğuydu.

Şimdi Hamdi’nin kapısının önünde altı sevgili Hamdi’nin kapıyı açıp bizi buyur etmesini bekliyorduk.

Kapı açıldı. Hamdi kumral saçları, yeşil gözleri, esmer teni ve 1.80’lik kaslı, düzgün yapısıyla facebook fotoğraflarından ve bizden çok daha yakışıklı bir potansiyel .rospu çocuğuydu.

(Bu nefes kesen, göt uçuklatan, aman yarebbim dedirten, amansız hikayenin devamı çok yakında burada, bu sitede)