insanları tasnif ediyordunuz

oradaydım.. midemi bulandırmıştınız!

yalnızca tanrılara izafe edilebilecek hastalıkta bir kibir içinde, kendi algı dünyasının yeknesak açılamalarıyla moment alarak, hemcinsinlerini kendi fikrince gütme gayreti gösteren, hep kendi gölgesine sücut halinde bulduğumuz; insanı tanımayan, kendini bilmezliğinden yüz bulan bir aymazlıkla, insanı salt bir insan olarak göremeyen, anlayamayan, içindeki binlerce yıllık kunt kalıntılardan dirilen o kırık tanrıyla meselesini, o kırık atalarla yüzleşme işini, binlerce kuşak boyunca gelmeye devam edecek olan nesebine bırakmaya fena halde meyyal; kendi yakasında yorulmamış elleriyle, kendi göğsünde denenmemiş yumruklarıyla, kuvvetle, hırsla, iştiyakla, başkalarının yakasını toplayan, başkalarının göğsünü yumruklayan; 50-60 yıllık sikindirik hayatının evreni kuşatmak iddiasındaki projeksiyonuyla o adam bu adam diyerek yapıştırdığı yaftalarının keyfini, anlatarak, yazarak, sızlanarak, inleyerek, bıkmadan, usanmadan, utanmadan, ürpertici bir istikrar üzere sürebilen; otoriteyle kuvvet bulmuş, hız almış doxalarını, şifaya muhtaç gördüklerinin kulaklarına, beyinlerine, yetinmeyip kemiklerine, kaburgalarına, omurgalarına, bağırarak, olmazsa zerk ederek, yemezse dağlayarak, tutmazsa yok ederek, işlemeye çalışmaktan geri durmayan; kendi nam-ı hesabına, kendi ihtiyaçları kadar, ayalinin emniyetini tesise yetecek kadar ve elbette daima pozisyon icabı insan olabilen insanların dünyasında, diğerleri yalnızca demirbaş, yalnızca dekor. gereklisi var gereksizi var. ulan ama, allah var?

sikeyim cetvellerinizi, terazilerinizi ve nihayet bütün sartre’larınızı…