ha-ha!

meyra: “devrim de böyle yapmıştı”. zen: “ahmet de böyle yapmıştı”. sulhi: “meyra ve zen de böyle yapamadı”. ha-ha! merhaba sulhi, nasıl gitmiyor? seni ne güzel insanileştirdim. ülkemizden biri oldun, deltada alüvyon kadar ezberlendin. meyra olsa ne derdi? “slipknot ile dalga geçme, insanların zevkleri ile dalga geçilmez”. meyra katı kurallarıyla, zen de karışan aklıyla sağa sola saldırarak var oldular. sulhi, neden insanileşmek? meyra’nın sesiyle cevap verelim: “sevgi ve saygı olmazsa, yürütülemeyen şeyler yürütülmemeye bırakılır”. zen’in sorularıyla soralım: “benimle ne sorunun var? ben senin bildiğin, bilmek istemediğin… benimle ne alıp veremediğin var? neden böyle yapıyorsun?”. zenperest sulhi şimdi defterin kenarına çizdiğin kuru kafaların hesabını ver bakalım. diğerlerini de hatırlıyor musun? elfi? d-dem’i? esracılık akımını? sulhi neden hatırlamıyorsun pürüzsüz bacakları? meyra bir ülke sorunuydu. hatırlıyorum. meyra, üst-orta sınıftan gelirdi, her gün ordan gelirdi; benim yanımda, sulh’un yanında, ağzına yapışan küçük hesapları anlatırdı. küçük, yani hesaplar: efendim neden filan öyle konuşmuş da, neden filan öyle davranmış, filan yerine anne koy, baba koy, arkadaş koy, otobüs şöförü koy, dandanakan savaşını koy. sulh’un yerine adet sancısı koy bakalım oluyor mu? olmuyor meyra. her sesli harften sonra sessizlik meyra, sana mektuplarımda böyle cinlikler yaptığım için özür dilerim. imza: sulhi. zen sana da, mektup yazamayacak kadar üşendiğim için, ay pardon. anlamazdın zen, senin içine insan kaçmıştı bir kere, vitrin kaçmıştı, fönlü saç kaçmıştı, ne tesadüf bir kitap, bir ince zevk, bir hobi kaçmamıştı. nasıl oldu sen, yani zen, kara deliğince yutulmadın? meyra’nın sesiyle: “sulh nasıl oldu da insanları birarada, yani kelimenin bitişik yazıldığı gibi birarada tutmamak için çalıştın, sen nasıl sulh’sun?” zen’in sesiyle: “meyra uyumadı mı daha? yoksa uykusunda mı sayıklıyor? o uyumazsa, ben de uyumam. sabaha kadar konuşurum. bak, sabaha kadar konuşurum, yani tam olarak böyle”. sulhi’nin adam sesiyle: “ayol inkarlar üzerime geliyor, iftiralar üzerime geliyor. bunalabilirim belki. ama dur, ama saygı duy! ayol ne terbiyesizim ben kendi sesimle. ama saygı duy sulhi, yoksa sevgi olmaz”. meyra: “sulhi sen bir sapıksın”. zen: “meyra ile aynı görüşteyim fakat burdaki kelime oyununu gördüm ve artırıyorum!” şimdi, meyrazenperestler toplansın. evet, neden pekliyorsunuz? pekiyi. zen bir azınlık sorunudur. hakkını aramak için hakkından vazgeçer. hakkında: zen orta boylu, nispeten güzel, güzel bir gülümsemesi olan, biraz saf, safi ayağına yatan, ayağına yatılması gerekendir. önsöz: açıp okumadım ama sonunda zen kaçıyordu, ben de zenleri kaçırıyordum. yani ben. ithafen: gelecekte bir yere.

zen’in gelecekteki geçmiş zaman kipli sesi: “ben benim bildiğim kızlardan değilim, ha-ha!, sulhileştim iyi mi? filhakika -cümleleri süslemeyi de ondan öğrendim- siz erkekler, toplamda bir sulh bir de sulhi’hihi edersiniz. ay yine oldu. oysa uyarmıştı sulhi, ben endemik bir vakayım, insanların ağızlarında konaklarım, ne zaman ciddi bir şey konuşulsa cıvıtırım. utandırırım onları. ahmet çok yanlış bir insandır mesela, sulhi böyle lakayt bir şekilde ahmet’i görmezden gelebilmişti. ahmet’i rakip olarak görmedi kendine. ağzımın içindesin sulhi, seni insanlara, ay yoruldum galiba, onun gibi uzun konuşamıyorum. o da eksik kalsın”. meyra: “sulh gittiğinde sulhi gerçek yüzünü döker, sen de öylece kalırsın; sulhi ile bir antlaşma imzalamak için, barışmayı teklif etmek için ‘neden meyra olmak?’ sorusuna cevap vermek gerekir. vermediğin sürece, sulh’u da sulhi’yi de göremezsin bir daha. zen sana diyorum, bu arada ben meyra, sulhi’nin sinapslarında karşılaşmamız ne tesadüf! bir tesadüf daha yarebbim! güzel bir insansın zen, boşuna bu zenperest peşinden gelmemiş. sen çağırmadın değil mi, yoksa gelmez, öyle de insandır”. zen’in sinapsta sıkışıp klostrofobisi başlayınca: “ay bilmiyor musun sulhi, ben asansöre binemem, sen istersen bin. ben kendim çıkarım. ama sana da surat yapabilirim. surat yapmak: kaş göz çizmek sulhi. öğren bunları, sevişirken soracağım. meyra teşekkür ederim, yaşıyorum, sen?”. bu sinapslar da amma sıkışık! adım atacak yer yok, ay iğne atsan yere düşmez mi demeliydim? -ne bileyim ben-

sanırım zamanımı böyle… nasıl böyle? kendimle de mi konuşurken sorular soruyorum artık? kesme sözümü kendim. ha-ha! n’aber kızlar? sizler orada, yani sinapslarda ne yapıyorsunuz? oh kaynaşmışsınız, sizin gibi konuşkan, canayakın insanlardan da bu beklenirdi -hep de cana yakın kızları seviyorum, tabii-. dedikodu yapsanıza. tabii, sulhi hakkında konuşmak için önce sulhiyi ağzınızdan yere tükürmeniz gerekiyor. tükürülsün sulhi. tükürüldüm efendim. yalasınlar şimdi. ha-ha! anlamadık ama herhalde komiktir değil mi meyra? senin adın neden meyra? ya senin ki neden zen? bir üçüncüsü daha var, onun da adı yok iyi mi? diğerlerini göremedik, onlar gitmiş. biz neden bu kadar çok kalmışız burada? numune olarak bulunduruyordur sulhi! o bizim üzerimizden ülkemizin kız profilini belirliyordur, ay yapar bu deli! bizi burda bundan dolayı tutuyor, bak gör; hakkımızda neler söyleyecek, neler yazacak kimbilir. haklarında: meyra 1 yıl sonra, zen 4 ay sonra iyi halden dolayı serbest bırakıldı. meyra dışarda fazla kalamadı, geri döndü. içerde fazla kalamadı, gitti. zen, gidişini gitmemek olarak yorumladı; o da sulhileşmek hastalığını yaymamak için tedavi görmeyi kabul etti. üçüncüyü çok merak ediyorum ben meyra, sakladığına göre vardır bir bildiği. dediği gibi: “en iyiyi ararken, en iyinin iyisi de karşımıza çıkabilir, o halde kötülerden başlayalım, en iyiye inanmayalım”. sonra devam ederdi söyleyiş benzerliğinden yararlanarak: “en-ayi miyiz biz? yani biz zen, yani biz meyra?” sence sulhi gerçek bir erkek midir? gerçekti evet. meyra peki sen onun ikinci göz ağrısı olarak -ilki kimdi ki?- birincisinden çektiklerini, yani onun ‘birincisi’nden çektiklerini düzeltmeye nasıl katlandın? hiç “siz kadınlar” dedi mi? sulhi’nin notu: dedim şimdi arada kaynamasın. meyra: “ben onu konuşurken buldum, bir insan konuşuyorsa dedim, çok şey yaşamamıştır, bıraktığımda da konuşuyordu, bir şey yaşamamşız demek ki. ha-ha! nasılım sulhi, sana benzedim mi iyicene?”

üçünsücü: “diğerlerini bilmem de ben çok önemliyim ya. sulhi’nin gerçeğiymişim, öyle dedi. öyle demek istemiş de olabilir. bana ‘seks dışında kölelik yoktur’ dedi. aşk oyunlarına ara verelim dedi. ara verdik. ara: 10 dakika sürüyor, 10 dakika sonra kadına kaldığımız yerden devam ediyoruz. sulhi oraya buraya not yazmasana ya!!! neyse, beni çok seviyormuş. ‘çok’ dediğime bakmayın, o böyle şeylere kızar, derecelendirme sıfatlarını sıfatsızlıkla suçlar. çok: az olmayan. bana, yani benim benliğime notlar yapıştırır, bana kaldığı yerden devam eder. öyle ki saçlarımın arasında sıkıştı bir kere, saçlarımdan dudaklarıma ulaşmak için -önce saçlarımı sevdi- (çok) dellendi. sonra dudaklarımdan ağzıma girdi. yanlış bir şey söylemedim. yanlış bir şey söylemedi: evet. şimdi onun ağzıyla konuşuyorum, ha-ha!, ben sevilmesi gerekenmişim, diğerleri’nden bağımsızmışım, mızmız ve azıcık inatçıymışım. kitap okuduğum için takdir edilmesi gerekenmişim. kitap: okunduğu anda unutulması gereken. beni şey diye tanımlıyor: yol. ona göre yollar hiç bitmezmiş. ne bayağı bu adam ya? immortal’ım dese ya bana? black rose immortal’ım dese ya, ha-ha! bana yol diyor, yola koyulmak gerek diyor. nereye diye soruyorum, biraz safım kabul, ‘sana’ diyor. meyra n’aber? zen?”

yazarın notu: devam edebilir.