Updates from Feride Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Feride 17:10 on 07 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , ileri doğru yürümeyi engelleyen aşı, karın ağrısı baş dönmesi kusma, kağıt mendil, soğuk hava   

    domuz gribi ters köşeye yatırsın beni, amin! 

    Vallahi şu domuz gribinden ölmezsem bile derdinden yataklara düşücem, yakındır. Ne menem bir şeymiş bu? Çocukların dilinde domuz gribi, milletin dilinde domuz gribi. Mit leri çoğaldı bir de. Yok geri geri yürüyebilip de ileriye doğru yürüyememeler, olmadı koşabilmeler, yok bilmem ne köyünde hastalık varmış da söylenmiyormuşlar, yok şu yok bu. Offf.
    Faranjitim var bir de, öğretmen hastalığı malum. Lakin hastalığın popülerliği beni de zanlı eyledi. Ben öksürdükçe çocuklar fısıldaşıyor. Vahlanıyorlar felan. Sonraaa enteresan diyaloglarımız var kelepir fiyata:
    “örtmeniiimm”
    “noldu canım?”
    “fatmanın karnısı ağrıyomuş.”
    “karnısı değil karnı, eee?”
    “örtmenim galiba domuz gribi olmuşşş”
    “haydaaa, yavrum o kadar anlattım ya, karın ağrıyınca domuz gribi mi olunuyormuş, alla alla??”
    “örtmenim bence oldu.”
    “lan!”
    “tamam örtmenim.”

    geçen gün de bütün köy öğretmenleri ve ilçe öğretmenleri YİBO nun yemekhanesinde toplandık (ilçenin her şeyi bu yemekhane, tiyatro gösterisi bile yapılıyor aayyt be!) bize domuz gribine dair bilgilendirme yapacaklarmış. 500 tane öğretmen hemhal olduk bu vesile ile. Domuz gribinden başlar en aşağı, sonrasını bilmem.

    Velilere bilgilendirme için broşürler hazırlandı. Fotokopiledik dağıttık çocuklara, velilerin bu broşürü okuduklarına dair bir imzalarını da istedik, hani “günah bizden gitti” hesabı. Bunlar bir kaplan kesilsin. Belgeyi hiç okumadan “ben imza atmam!” demişler. Sebep ne? Bunu, aşılama için izin belgesi sanmışlar. “Haydaaa” dedim ama vallahi işe yaramadı, inat ettiler. okula da gelmiyorlar köye uzak diye, belki o vakit ikna ederdik onları. bizim samsunlu imam tayin oldu gitti, olsaydı kendileri, camiden ilan verdirirdik, “elimiz ayağımız hoparlörümüz!”

    çocuklara birer paket kağıt mendil aldırdık, yanlarında bulundurmalarını zorunlu tuttuk. Kıyıp da öksürürken ağızlarına tutmuyorlar mendili. Kar yağdı, havalar soğudu, yani “soğuklar ve sümükler.”
    Beni bu soğuk havalar mahvetti, böyle bir havada istifa ettim.. ne diyorum ben yahu?

     
  • Feride 12:32 on 28 Oct 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: adalet, kadın sığınma evleri, köy yolu, namus cinayeti   

    “onu da öldürücez hocam!” 

    “doğuya dair felan” demiştim ya başlarken, bunu da anlatmadan doğuya dair felan diyemem herhalde, buyrun:

    geçen yıl sonunda  bizim köyün muhtarı “hocalarım bugün bize yemeğe davetlisiniz” dedi. Davete icabet etmesek olmaz tabi, karneleri dağıttık, yollandık muhtarcığımızın evine. Yemek gelene dek de hoş beş ediyorduk muhtar beyle. Laf yine döndü dolaştı bizim mezrada işlenen ve köyümüzün yolunda son bulan namus cinayeti meselesine geldi.bu öyle bir dehşetti ki uzun süre de konuşulacaktı, kuşkusuz. Olayı bir de size özetleyeyim, sonra yine bizim muhabbete dönüş yapacağım;

    bizim köyün “get” mezrasından üç çocuk annesi bir hatun, kocası çalışmak için şehir dışına gittiği vakitlerde eve bir başka erkeği alıyormuş. Durum bir süre sonra komşular tarafından anlaşılmış, kadının kocasına haber verilmiş. kadın da başına gelecekleri bildiği için polise sığınmış. Sonra polisler kendisini ağrı merkezde bir kadın sığınma evine yerleştirmişler.bir müddet sonra kadının kocası ve ailesi buraya gelmişler. Adam “ben karımı seviyorum, affettim.” demiş. Bizim sığınma evindeki zeka küpleri de bunu yemişler, ya da yemiş gibi yapmışlar. Kadını teslim alan adamın ailesi mezrada kurulu kurmuş, kadına da cezayı biçmişler. Kulaklarını, burnunu, göğüslerini kesmişler. Cinsel organını dağlamışlar vs… sonra da öldüğünü zannederek bizim köy yolunun kenarına atmışlar. lakin kadın ölmemiş. Yoldan geçen bir minibüs şoförü kadını görmüş, yaşadığını fark etmiş ve kendisini aracına alarak hastaneye yetiştirmiş.vaka bu.

    Biz bu meseleyi tartışırken kızmaya başladık muhtar beye, böyle bir vahşeti yapanlarla nasıl aynı yerde soluk alıyorduk, bunlar için hizmet ediyorduk vs. muhtar beyse savunuyordu: “hocalarım bu sadece o kadının dersi değildi. Bunu yapacak olan kadın varsa buralarda, onlara da ibret olsun diyeydi.” Savunması buydu kendisinin. “İbret vermek.”

    Yemeği yedik, çaylar geldi. Aklıma kadının kocasını aldattığı adam düştü, ona ne  olmuştu acaba? sordum: “muhtar bey kadının eve aldığı adam ne oldu peki?” Bizim muhtar sakin adam, çayından bir yudum hüpletip kıtlama şekerinden de dişledi. Sonra çay bardağını da sehpaya bıraktı. Ve söyledi: “onu da, onu da öldürecez hocam!”

     

     

     
    • tantunigirl 20:17 on 29 Eki 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      iyi bok yiyeceksin muhtar efendi. hesaba çekmek sana düştü nasılsa. Allah size sabır versin ya ben çenemi tutamaz kavganın alasını çıkartırdım galiba ..

  • Feride 13:18 on 25 Oct 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: ekmek, feridenin dötü, hamdolsun, kalemtıraş   

    on kaplan gücünde ölüm timi 

    “feride’nin dötü” laf öbeğini gogila sordurup sayemde sitemize ulaşan pornosever kardeşimizi duyduktan sonra yaşadığım şok ve bilumum yere yatıp kopma cereyanlarının ardından, yeniden yazabilitem geldi.
    Zira “on kaplan gücünde hababam” kıvamında olan sevgili sınıfım bir miktar yaşamımı zorlaştırıyor. Sadece bir miktar(!) ama. Bir enerji itelemesi gerekiyormuş vesselam.
    Ha bir de sınıfımı anlatayım diyorum, yüksek sabrınıza sığınarak.
    Sevgili günlük kıvamında:

    Pazartesi:
    Ercan evladım okulun inşaatı için kullanılan paslı su deposundan su içmiş. Bahçe nöbetçisi olan arkadaşım bir panik yanıma geldi, “öğrencin bu sudan içmiş” diye. Elim ayağıma dolaştı, “oğlum içtin mi bu sudan?” diyorum, korkmuş bizim panik halimizden, inkar ediyor o da.
    Hiç su yokmuş, çölde kalmış gibi gidip o sudan içiyor, sebep ne? Sebebim olmak. Öğretmen katili kılıklı…

    Salı:
    Vedat kalemtıraşı ile parmağını kesmiş teneffüste. Nasıl kan akıyor parmağından. Bakmaya dayanamıyorum ama o yara bandını parmağına yapıştırmam gerekiyor. Şapır şapır damlayan kan, mütemadiyen ağlayan bir çocuk, kendisini kan tutan öğretmeni.

    Çarşamba:
    Gönül, ağabeyi vedat’ın beslenmesini yemiş. Vedat sürekli ağlıyor. “öğretmeniiiiim beslenmemi yemiş göönüll” diye. “E vedat’ım sen de onun beslenmesini ye, aynı kuru ekmek değil mi?” dedim. Vedat ağlamaya devam etti yine: “öğretmenim ama benim ekmeğim güzeldi, onun ki değil” diye, sonra kendi ekmeğinden kalmış olan son bir parçayı gösterdi bana. “bunun gibiydi öğretmenim benim ekmeğim” dedi. O an jeton düştü bende. anneleri ne güzel seçim yapmış evlatlarının arasında. Kızına bayat, sönük bir parça ekmek koymuş, oğluna da mayalı, taze ekmeklerden. Kız da haliyle o ekmeğe heves etmiş, yemiş. Vay dünya vayy. Bu çocukların babası annelerinin üzerine kuma getirmek istedi, genç bir kızı kaçırmaya teşebbüs ederken yakalanıp hapse düştü. Anneleri hala “erkeğim benim” derdinde ya, bu da böyle bir ahvaldir.

    Perşembe:
    Basamak kavramını öğretiyordum matematikte. bunun için kuru fasulyelerden faide görecektik kendimizce. Kuru fasulyeleri onar onar grupla, say, kalan birlikleri hesapla vs…
    Elbette evdeki hesap çarşıya uyar mı? Söz konusu şey benim sınıfımsa asla!
    Zemzem çocuk kuru fasulyeleri yemeye kalkınca, fasulyeler nefes borusuna kaçınca…
    Devamı elm sokağı kabusu part 89

    Cuma:
    Akşam, istiklal marşı törenin ardından:
    “sana hamdolsun allah’ım, bu hafta da canımı almana ramak kalmışken almadın. Nasip olursa haftaya, azrail’in nedimeleri öğrencilerimin yeni çalışmalarında görüşelim. Amin!”

     
  • Feride 22:23 on 11 Oct 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    kimliğim,kimliğin, kimlikleri… 

    Ağrı’ya atandığımı öğrendikten sonra babam: “ilk gidişinde ben de yanında olayım, kaldığın yeri görmeden içim rahat etmeyecek.” dedi.Hiç itiraz edecek halim yoktu bu teklifine. Esenboğa’dan tek başına gitmek, ankara’yı böyle hüzünle terk etmek içime dokunurdu ne de olsa…Önce erzurum’a gittik, Ağrı havaalanı’na haftada sadece bir uçuş vardı o sıralar. (şimdi havaalanı tamamen iptal) Erzurum Havaalanı servisi ile otogara ulaşmamızla birlikte doğunun düzeni artık anlaşılmıştı benim için. Aracın önüne yığılmış olan simsarlar bağırıp çağırıyor, elimizden valizimizi alıp bizi kendi otobüslerine bindirmeye çalışıyorlardı. Babam kendinden emin bir biçimde valizimi alıp aralarından sıyrılmamızı başarmış olmasaydı ben bu simsarların biriyle bilmediğim diyarlara çoktan yol almış olurdum yüksek ihtimalle. Yazıhanelerin olduğu kısma ilerledikten sonra Ağrı’ya giden bir otobüste yerimizi ayırttık, on dakika sonra hareket eden araçla birlikte “Ağrı yolcusu kalmasıııın”dı.

    Erzurum’dan Ağrı’ya doğru yol alıyorduk. Babamın omzuna yaslanmış buraları sindirmeye çalışıyordum, evet kendi isteğimle gelmiştim belki ama yine de zordu. Sonra otobüs bir ıssızda duruverdi aniden. “Eyvah!” dedim. “Sanırım pkk saldırısı bu!”  Sözlerimi duyan ön koltuktaki adam kafasını bana doğru çevirip gülümsedi: “Korkmayın hocam, kimlik kontrolü sadece, bakın gördünüz mü jandarma karakolundayız.”  “Kimlik kontrolü mü, neden biz suçlu muyuz, ya da araç da bir suçlu mu var?” Adam tekrar gülümsedi: “Hocam alışın, rutin kontroller bunlar.”

    Benimse gözlerim doldu bu kontrolden sonra. Bir başka ülke topraklarına gidiyorduk sanki. bir dize düştü aklıma: “bir ülkeden, bir ‘iç’ ülkeye…”

    Nasıl olurdu bu, nasıl bir haldi yaşadığımız? Neden bütün doğu yolcuları potansiyel suçlu olarak görülüyordu?

    Ve aradan geçen bir kaç ay, ve aradan geçen bir kaç yolculuk daha.

    Yol arkadaşıma soruyorum:

    “Noldu yahu, bu karakolu neden es geçtik, kimlik kontrolü için durdurmadılar, olağanüstü birşey mi var acaba?”

     
    • cumabey 00:41 on 12 Eki 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      insan cidden enteresan bir varlık. onu çözmek gibi bir hal olabilir mi bilmiyorum. naçizane bir değerlendirme yapıyım, kendimi kendimde kendime açıyım. : )

      bu ikiyüzlü varlığın içerisinde iyi ve kötü olarak ayrılmış; bir şeylerin tasnif edilmesini bekleyen iki bölme var. kirliler kötü bölmeye, temizler iyi bölmeye; tıpkı, kadınlar, kara çocuklar, kardeşler, uzun saçlılar, atıflar, fıratlar, başörtülüler, başıaçıklar, teröristler, eşcinseller ve sarı saçlı mavi gözlüler’de olduğu gibi. (içinde ötekine dair bir alan var!) galiba ötekine dair bu kötü alanı var ederek iyi bir alana ve “ben” dediğimiz şeye, bir karakter örgütlenmesine; bu yönde bir motivasyona sahip.

      ama şu var ki, insanın kötü bölmesi de kendisine aittir. onla bir türlü uzlaşamamıştır, ona dair bir korkuya sahiptir, kaçar ondan veya yok etmek ister, öldürmeye ant içer, her yerde onu arar. artık öyle bir hal alır ki arayışın kendisi bulmaktan daha önemli olur. ve kanlısını bulma görevini bahane eden kişi kendisini aradığını unutur. asla şu soruyu sormaz: öyle ya kanlım aslında ben isem o halde neyi, neden arıyorum?

      neden kara kitap’ı okumuyorum da cumabey denen teresi dinlemek zorunda kalıyorum? : )

      şöyle de bir şiir paylaşıyım hem de yılmaz ağa ile barışmış olalım.

      bir kuğunun boynuna dokunurken…

      yol bir yere gitmez
      içerde
      düz saçlara uğrar
      ayak üstü bir akşamüstü
      her plansız ürperişin sonu
      hüsran
      ve `hüsran
      çok sanat müziği bir kelimedir`

      yol bir yere gitmez

      yol yoluyla gidebilir yare
      yoldan çıkabilir apansız
      ve ömür bitebilir yoldan önce
      ama yol bir yere gitmez

      yaşamak
      hızlı bir ölme biçimidir
      düşünce ışıktan yavaşsa
      erken gidilmelidir
      gerdan sözcüğüne
      bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
      bir kasapta da
      kalbin sızlamaz
      bir kuzu yüreğini vitrinde görünce

      ama korkarsın
      kurdun sevdiği havadan
      ayakkabı yaparsın yılandan

      yol bir yere gitmez

      her garantiyi istersin hayattan
      oysa ölümle yaşam arası
      uzun malum ince bir yol
      bir yere gitmez

      iyi yolculuklar denmez bir gidene
      yapılamaz çünkü
      çok yolculuk bir seferde
      yolcu denmez her gidene
      herkes o yolun taraftarı olmayabilir
      hiç bir sürgün
      gittiği yolu sevmez mesela

      yol bir yere gitmez

      soğuk bir taşıtın uğultusunda

      *bu yol nereye gider

  • Feride 19:22 on 10 Oct 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    çaldıran’ın yolları taştan 

    çok sevgili iki arkadaşım van-çaldıran’da görev yapıyor.bugün ziyaretlerine gittim kendilerini.
    bulunduğum ilçeden çaldıran’a ulaşmak için önce doğubayazıt’a gitmem gerekiyor. doğubayazıt 45 dakika, çaldıran 1 saat. güzel.
    doğubayazıt minübüsüne saat 9’da bindim lakin 9.30 olduğunda bile araç hala hareket etmemişti. burda öyle saat usulü vs yok kardeşim, minübüs dolar gidersin. ben geçen yıl bu konuda boyumun ölçüsünü aldım, hayatta laf etmem düzene, kuzu kuzu beklerim minübüs dolsun diye. o olayı da bir gün anlatırım, apayrı bir macera.
    evet burda vakit çok bol. herşey aheste aheste ilerliyor, hatta ilerlemiyor; zaman donmuş gibi, medeniyete, insana şuna buna dair herşey yüzyıl öncesine dair.hayır hislenmeyelim; keestiiikkkk.
    bunları neden anlatıyorum ki, bahsedeceğim asıl meseleye geleyim de gülelim memleketin ağlanacak haline, heyy yavruumm…
    efendim sevgili çaldıran’da görev yapan arkadaşlarım anlattılar, çaldıran ilçesinin “tekesuyu” mezrasına bir delikanlı öğretmen kardeşimizi atamış yüce devletimiz. buraya kadar herşeeeeyy güzel, şahane vs…
    şimdi bomba haberrr, söz konusu mezrada okul yokmuş efendimmmmm. evet evet yanlış okumadınız. tekesuyu mezrasında bu öğretmen kardeşimizin görev yapacağı bir okul inşa etmeyi unutmuşlar.
    daha güzeli, görev yapacağı köyde okul olmadığını milli eğitim müdürlüğüne bildiren bu öğretmen kardeşimize (asla alay yok, gayet ciddi bir biçimde teklif etmişler bunu) “hocam size bir kepçe tahsis edelim, inşa edin şu okulu” demişler.
    ne diyelim, inşallah inşaatın kumundan çimentosundan çalmaz.
    bir de şunu düşündüm; eğitim fakültelerinde kepçe operatörlüğü için de mi ders veriliyodu, ben fakültedeyken bişiyleri kaçırmışım ama tanrım neyi?

     
    • tantunigirl 04:40 on 11 Eki 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Vay ak ya sanki o okul bir kepçe ile inşa ediliyordu da bunca sene millet yüzlerce okulu inşa ettirmedi ! Bu işlere nasıl bir çözüm getirecekler hiç bilmiyorum. Okuması ayrı ders. Öğretmen çıkması ayrı bir dert. Atanma alabilmek çook ayrı bir dert ! he şimdi bir de atandığın yerde okul yok. Benim başıma gelse heralde altıma işeyene kadar gülerdim sinir bozukluğundan. En azından atanmış o arkadaş, maaşını alsın eheheşlkaşslda

      Biz de YÖK’e kepçe operatörlüğü derslerinin verilmesi için başvuruda bulunalım da sonraki nesillerin başı yanmasın 😛

      Bu gibi haberlerin devamını bekliyorum sizde, imkanınız varsa eğer çalıştığınız yerin fotoğraflarını da paylaşırsanız çok memnun kalırım meslektaşım 🙂

    • Mahir 21:30 on 11 Eki 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      “Bozuk düzende sağlam çark olmaz” demiş Pir Sultan Abdal.

      Açılım üzerine açılım tartışmaları dönüyor, ulus içerisinde, ulus dışında çeşitli milletlerle problemlerin yumuşatılması, çözülmesi üzerine kimi ciddi kimi geyik bir sürü açılım lafı dönüyor. Başbakan kalkıp “her üniversite mezunu iş bulacak diye bir kaide yok” diyor, Milli Eğitim Bakanlık “vereyim sana kepçe okul yap” diyor. Bir rivayete göre Tarım Bakanlığı facebook’ta çiftçiliği özendirdiği iddiasıyla Farmwille oyununu yasaklattırıyor. Ulaştırma Bakanlığı düşünen insanların bloglarını kapatıyor. Dışışleri Bakanlığı IMF ve Dünya Bankası heyetine rezil olmayalım diye Harbiye’de youtube yasağını açtırıyor. Biz ağlanacak halimize gülüyoruz. Bir Kamu kurumları açılımına ne çok ihtiyacımız var oysa…

      Orda bir köy var uzakta…

  • Feride 14:55 on 09 Oct 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: ağrı, çalıkuşu, ,   

    doğuya dair felan 

    geçenlerde, dengesiz ruh halimden kaynaklanan farklı tarz bir yazıma “erkeksi bu, sana yakışmıyor” diye kızan bir adama, “çifter çifter kişiliğimden hangisi denk geliyorsa o yazıyor. bu sefer ki de yırtık oğlana denk gelmiş.” demiştim de, o da bana, “katatonik şizofreni iyidir, değerlendirmeyi bilirsen.” diye cevap vermişti.

    ha ne diyordum?

    ağrı’da görev yapan bir sınıf öğretmeniyim. feride ismi de güya “çalıkuşu”luk gailesinden. de, değil. feride ben değilim. ama ironik olsun diye kabulümdür sadece. (buyrun burdan yakın mistaağ wilderness) buralardan anlatacaklarım var vesselam. katatonik şizofrenimin neresine denk gelirse ordan işte. bu.

     
    • Oscar Wilderness 22:06 on 09 Eki 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      jsfjkd kardelen ayşe daha iyi bir nick seçimi olurmuş. bilemedik.

    • Mahir 21:36 on 11 Eki 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Köy ve öğretmen öykülerinin usta yazarı Yılmaz Odabaşı’nın Feride şiirini okumadan bu adı aldığına inanasım gelmiyor.

      • Feride 23:06 on 11 Eki 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

        belki sadece “kaplumbağalar, köy enstitülü delikanlı” vs vardı hayatımda,belki feride yoktu ama köy enstitülülerin farkları, onların emektar yürekleri varken kendime bu ismi sadece ironik olsun deyu yakıştırabilirim. budur efendim…
        kızmayınız, hislendimeyiniz.

c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç