Updates from Septimus Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Septimus 20:46 on 25 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    kazayla bir intihar pratiği: yüz ölümlerimiz 

    her intiharda biraz kaza süsü vardır. her intihar bir yerinden feci şekilde süslüdür zaten. “istemezdim” iziyle bir derkenardır, ölümden çıkma anında çektirdiği fotograftaki yüz ölümü, gidenin. önce yüzleri ölür insanların. önce kendisinden gider, ve kendisini seyrederken, topluluğun fazlasıyla içerisinden yadırgar kendisini. yüzü ölür insanların. önce yüzleri ölümlüdür. günde bilmem kaç kez ölür yüzlerimiz. başkalarının aymazlığında, başkalarının kendisiyle bir olmak adına sarsılmaz tutarlılığında, o yaşayabilmek işinin profesyonel bütün temsillerinde bozdurduğumuz ifadelerin, rehin bıraktığımız edaların, telafisini imkansız kılacak kadar, mümkünlerimizden kaydı düşülünceye kadar, derinleşir olamadığımız insanlara dair hafızalarımız. birer birer ölür yüzlerimiz. denediğimiz son yüzle, işte o fotografta, kişisel tarihimize bir daha asla sıhhatle bakılamasın için, bir süs, bir kerte bırakırız. bize dair herşey oradan başlar. bize dair bütün hatıraları hunharca iğfal eder ve gideriz. bir ihtimal kapısı, bir firar kaportası, bir kaza anı opsiyonu bırakarak, mesela ebeveynlerimizin yüzlerinde evladın murdarlığınca derinleşen ölmeler olmasın isteyebiliriz.

    gerçi bilinir, “kazara olmaz bir intihar.” lakin, kazara birisi olunabilir. o vakit kazasıdır ölüm, vaktinde yaşanamamış ömrün.

    ve bilen bilir,

    birisi olunamasa bile, birisi ölünebilir. hani ipler bir kereliğine de olsa, kendi ellerinde olabilsin diye, katil maktulden hakkını böylece alabilir.

     
  • Septimus 20:10 on 04 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: ötekiler, beni kimse anlamıyor, bir bilseler hakikatin ne olduğunu, o meseleyi çözerim ben abi   

    anlamayabilmek 

    bir tür yetenek. edinilebilir. öneriyorum.

    fazlasıyla anlıyorsunuz. bu çok üzücü. bir şekliyle malumunuz olan sır herkese sirayet edebilsin istiyorsunuz. bu çok daha üzücü. herkesin her şeyi anladığı bir dünyada yaşanabilir mi dostlarım? herkes her şeyi bu kadar anlıyorken, herkes anlayışıyla kaim ve bildikleriyle allame iken, inanın bana bir iletişim yoktur. kıyameti ne zannediyordunuz?

    şimdi bu distopyaya göre yeni bir yetenek alanı tanımlanmıyor mu: mesela her şeyi anlamaya ilave olarak bir de “beni anlamak.” ve sizi anlamıyor olduğum için, “sizi anlamak.”

    sizi sizin anladığınız gibi anlamayarak başlıyorum sizden ayrılmaya, ve sizler beni istediğim gibi anlayamadığınız sürece ayrıksınız. her birinizin anlamayışı farklı farklı olduğu için, yani hepiniz başka başka anladığınız için nazarımda ayrı ayrısınız. bir toplum bahusus bu yüzden mümkün değildir. bölünmek diyordunuz?

    herşeyi anlıyor olmak ciddi bir hastalık. bulaşıcı üstelik. en temel belirtisi de sağırlık. ileri aşamalarında beliren saldırganlık ise anlamamak için çaba sarf etmekle itham olunan insanlara yöneliyor. kah aydınlanmacı bir despotizm şeklinde açık ediyor kendini, kah halkın içerisinde bulunmadığı halk için kalkışmalar biçiminde. yoğurdun renginde anlaşamıyoruz ağalar. anlaşamayacağız da. distopya diyordum?

    anlamayıverin. nedir abi, ölür müsünüz? anlamamayı deneyin. varı bilin, yoku bilin. varlığa veya yokluğa sünmeden yapamaz mısınız bunu? anladıkça leşleştirmediğiniz bir şeyler kalsın.

    anlaşamıyoruz. hiç anlaşamadık. zoruna göre anlarmış gibi yaptıklarımızdan mürekkep tarih envanteriyle gelmeyin. empati diyerek ilk belirenin de kafasına odun düşsün.

    sizi anlamayacağım. anlamayabileceğim. siz de sormayın, “rabbim bu septimus’un da ne anlatmak istedin” demeyin. bir septimus var. bilin. bildiğinizi bileyim. bilinmiş olun. sonrası şöyle olacak: anlamadığınız için darılmayacağım size. anlamadığım için saldırmayacaksınız bana. hiçbir mesele çözülmeyecek. çözülmüş bir mesele de yoktur zaten, öğreneceğiz. ülkeyi bölemeyecekler misal. ülkeyi bölünmekten kurtaramayacak diğerleri. kimse memnun olmayacak.

     
    • keresteci ismet 20:20 on 04 Kas 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      tamam sep kardeş ya, şeyapma fazla, hallolur ya…
      açmıyor mu yenge telefonları hala :))))))))999 kötü be : ))))))999

    • Oscar Wilderness 20:34 on 04 Kas 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      bir gün elinde çiçek eve geldin mi? gelmedin………

      bir romantik yemek, bir tatlı söz? etmedin……………

      varsa yoksa atların ve sen septimus…. az bile yapmış. yengenin yerinde ben olsam (oha) yatağına at kafası bırakırım sdfjksdjkfjksdfjksdjkfsd

    • Septimus 20:48 on 04 Kas 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      şimdi o mesele öyle değil aslında bak asdjkfaşdfkaşfj

      – çok dardayım be oscar : (

    • Septimus 20:50 on 04 Kas 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      lan keresteci sana da yazıklar olsun be!!!
      barışma hediyesi olarak suntalam mutfak dolabı yaptıracam çaprak mobilya’ya, görürsün, hızarcı seni!!!

  • Septimus 22:01 on 03 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: bazılarımız daha bir insan, jean genet, jean paul sartre, oradaydım   

    insanları tasnif ediyordunuz 

    oradaydım.. midemi bulandırmıştınız!

    yalnızca tanrılara izafe edilebilecek hastalıkta bir kibir içinde, kendi algı dünyasının yeknesak açılamalarıyla moment alarak, hemcinsinlerini kendi fikrince gütme gayreti gösteren, hep kendi gölgesine sücut halinde bulduğumuz; insanı tanımayan, kendini bilmezliğinden yüz bulan bir aymazlıkla, insanı salt bir insan olarak göremeyen, anlayamayan, içindeki binlerce yıllık kunt kalıntılardan dirilen o kırık tanrıyla meselesini, o kırık atalarla yüzleşme işini, binlerce kuşak boyunca gelmeye devam edecek olan nesebine bırakmaya fena halde meyyal; kendi yakasında yorulmamış elleriyle, kendi göğsünde denenmemiş yumruklarıyla, kuvvetle, hırsla, iştiyakla, başkalarının yakasını toplayan, başkalarının göğsünü yumruklayan; 50-60 yıllık sikindirik hayatının evreni kuşatmak iddiasındaki projeksiyonuyla o adam bu adam diyerek yapıştırdığı yaftalarının keyfini, anlatarak, yazarak, sızlanarak, inleyerek, bıkmadan, usanmadan, utanmadan, ürpertici bir istikrar üzere sürebilen; otoriteyle kuvvet bulmuş, hız almış doxalarını, şifaya muhtaç gördüklerinin kulaklarına, beyinlerine, yetinmeyip kemiklerine, kaburgalarına, omurgalarına, bağırarak, olmazsa zerk ederek, yemezse dağlayarak, tutmazsa yok ederek, işlemeye çalışmaktan geri durmayan; kendi nam-ı hesabına, kendi ihtiyaçları kadar, ayalinin emniyetini tesise yetecek kadar ve elbette daima pozisyon icabı insan olabilen insanların dünyasında, diğerleri yalnızca demirbaş, yalnızca dekor. gereklisi var gereksizi var. ulan ama, allah var?

    sikeyim cetvellerinizi, terazilerinizi ve nihayet bütün sartre’larınızı…

     
    • Oscar Wilderness 12:07 on 04 Kas 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      (ne soruyoduk yükleme?)

    • keresteci ismet 13:14 on 04 Kas 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Evinde karısıyla kavga eden de soluğu burada alıyor arkadaş. ne ararsan var : ))))9

  • Septimus 19:27 on 09 Oct 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: keresteci ismet, suntalem   

    keresteci ismet’i tanıyorum 

    15953813kfr

    ismet.. omuzlarında hayatın acımasız ağırlığı, işinde gücünde dürüst bir adam. sabır ve özen isteyen bir işle meşgul. ustasından aldığı terbiyenin belki, belki hayatın acımasız ağırlığının sağ omzuna biraz daha fazla binmiş olmasının getirdiği mahzun bir duruşu ve tüm olup bitenlere rağmen, acının her türlüsüne karşı katıksızca eyvallahı var.

    ara sıra uğruyorum yanına. çayını içiyorum. zaman zaman derin konulara da girmek suretiyle, uzun uzun sohbet ediyoruz. orta 2’den terk ismet. lakin kendisini yetiştirmiş, tam bir kitap kurdu. bir başladı mı anlatmaya, komintern’den giriyor, geçenlerde mısır’da toplanmışlar öyle söylüyor, islam konferansı’ndan çıkıyor. tamam kafası biraz karışık, yani dışarıdan bakınca öyle görünüyor olması normal. fakat disiplinler arası göndermeleri, nasıl diyeyim, nur içinde yatsın, rahmetli ulus baker’i aratmıyor. tamam biraz abarttım, yani dışarıdan bakınca abartıyor gibi görünüyor olmam normal. fakat benim disiplinler arası okumalarım da, neresinden baksan, toprağı bol olsun, rahmetli dölöz’den aşağı kalmaz.

    her neyse, geçen gün yanındaydım yine. bizim cenk dedim, yeni bir olaya girmiş. cenk’i de pek bir sever ismet, heyecanlandı. nedir ne değildir diye konuştuk işte. adresi verdim, girer bakarım dedi. girmiş bakmış. üzülmüş, sanırım biraz da sinirlenmiş. hayırdır ismedim? diyerek sokuldum yanına. suntalem kardeş dedi. ben sep ismet kardeş, diyecek oldum, cıvıtmama fırsat vermedi. sizden beklemezdim dedi. sizden beklemezdim, üstelik sen sektörün sıkıntılarını da bilmiyor değilsin. biliyorum tabii bilmez miyim dedim. yok arkadaş dedi, yok, biz burada kıçımızı yırtıyoruz, ahşabın hakkını layıkıyla verelim diyerek el emeği göz nuru döküyoruz sizin yaptığınıza bak! ismet’im aşırı reaksiyon gösteriyorsun dememe kalmadı elindeki zımparayı sallamaya başladı: sep kardeş seni kırmak istemiyorum incelttireceksin kendini bana, incelttireceksinnn!!!!!

    amınakodumun manyağı. ben ne yaptıysam. salak mıdır nedir!

     
    • Oscar Wilderness 22:01 on 09 Eki 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      ismet biraderim gibi teknik bir fikir adamından bu blog çok şey bekliyor. kendisinden ”suntalam vs mdf” ya da sektörün sıkıntılarıyla ilgili geniş bir yazı bekliyoruz : )))))))))))

c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç