Updates from Selin Ozdemir Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • Selin Ozdemir 13:05 on 06 Jan 2010 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: bagg, böyg, bıyk, Ugg   

    sakal ve bıyığın düellosu 

    nedense bizim insanlarımızda her şeye bir etiket koyma merakı başgösterdi son yıllarda. her ne yaparsan, her ne söylersen, her ne giyersen veya yersen ”bir şey” oluyorsun. o sen, senlikten çıkıyor artık. senin gibi davranan, giyinen, gezen, gören, gördüğünü senin gibi yorumlayan yeni bir topluluğunun ferdi üyesi oluyorsun insanların gözünde. etiketleniyorsun. ŞAK. şimdi her şeyde olduğu gibi bunların da iyisi var kötüsü var. yerlisi var  yurtsuzu var. kimi insanlar bu sınıflandırma içerisine girmekten hoşnut, kimisi zaten bu sınıflara dahil olabilmek için bu şekilde davranıyor veya davranmaya çalışıyor, kimileri de hiç alakaları olmamasına rağmen sırf hoşuna gittiği, ne farkeder ha o ha bu dediği için bu sınırlar içindeki nesnelere gayri ihtiyari ilişiyor. işte yani aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık oluyor. ama öyle şeyler de var ki artık göz görmese bile gönül katlanamıyor. bu etiket canavarı nesnelerin listesi upuzundur sizin de bildiğiniz gibi. ama son birkaç aydır öyle bir şey var ki artık onlarsız bir genç kız figürü düşünülemez oldu. evet UGGly botlardan bahsediyorum. her türlüsünü yaptılar bu ayağına ayı geçirmiş görüntüsü veren botçukların. ki zaten piyasada satılanlarının %90’ı oricinal görünümlü sahte ürünlerdir. ilk aklıma gelen mesela ELLE mağazasıdır. burada satılanlar da oricinal çakmadır. bir de çakma çakmaları vardır bunların ki onlara girmeye gerek bile yok. uzun çenenin kısası giyilmesi belki hoş olabilecekken yine bizim ayağımıza düşerek ”ayağa düşmekten başka çaresi kalmayan” diğer ürünler arasında yerini almıştır. yurt dışında bu ve benzeri ürünler sıradan bir şekilde giyilirken, bizim ülkemizde manşetlere bile taşınabilen ve ”her eve lazım” figürlerden biri olmuştur yine, yeni ve yeniden. YAZIKTIR.

    bir arkadaşımın yine bir arkadaşının friendfeed’de paylaştığı linke yaptığı yorum sonrası gördüm bu haberi de. artık ne kadarı yalan ne kadarı doğru bilemiyorum ama haberden ziyade altındaki yorumların şaka mahiyetli yazıldığını hayal etmek istiyorum ben:

                                                                     OLMAZ OLSUN BÖYLE BOT

    Pamela AndersonSon dönemde yoğun olarak rağbet gören ve Ugg adıyla bilinen botların fok kürkünden yapıldığı anlaşıldı. Genç kızlar arasında oldukça popüler bir ayakkabı modeli olan ve satış rekorları kıran Ugg’lar masum Kanada Foklarının kutup şartlarında koruma sağlayan kalın kürklerinden üretiliyor. Avcılar her yıl fok sürülerinin konakladıkları yerleri tespit edip bu savunmasız canlılara buz kırıcı özelliği olan gemilerle yaklaşıyor. Kürklerin zarar görmemesi için zalim avcılar yavru fokları ellerindeki sopalarla başlarına vurarak öldürüyor.

     Önceki yıllarda fok derisinden üretilen botlara rağbet olmaması nedeniyle fok nüfusunda bir artış gözlenmişti. Bu sezon Ugg botların moda olması avcıları yine sevimli foklar için büyük bir tehdit haline getirdi. Katliam artarak devam ediyor. 1 çift Ugg bot üretmek için 4 yavru fok katlediliyor.

    Kutup dairesi doğal hayatı koruma derneği başkanı Samuel Greenpeas’in açıkladığı rakamlara göre Ugg botların sorumsuzca satın alınması Kanada Fokunun soyunun tükenmesine sebep olabilir. Çevre örgütlerinin yoğun kamuoyu oluşturma çabaları neticesinde bazı gelişmiş ülkelerde fok kürkünden üretilen Ugg satışı yasaklandı. Türkiyede son zamanda görülen Ugg bolluğunun avrupa ülkelerinde satış yapamayan üreticilerin herhangi bir yasal düzenleme yapmamış olan ülkelere yönelmesinden kaynaklandığı tahmin ediliyor.

    Yorumlar:

    Bu Kadar : Posted Kasım 18, 2009 at 8:52 PM

    bu kadar yalan olmaz, onların kuzuların tüylerinden yapıldığını herkes biliyor, bakın derisinden bile değil tüyünden, hani üstünde beyaz beyaz, kessen bile acı vermeyen şeyler. sizde haber sitesiyseniz yazık.

    yaşar gölgeli: Posted Kasım 18, 2009 at 8:53 PM

    ugg botlar kuzu derisi ve yününden imal edilmektedir. bir zahmet orijinal sitesine göz atsaydınız kolaylıkla bulabilecektiniz bu bilgiyi.

    Mahmut Canatan

    Posted Kasım 18, 2009 at 10:07 PM

    Ben bursa ayakkabıcılar çarşısında ayakkabıcılık yapan bir esnafım. Bu haberi okuduktan sonra artık ug bot satmamaya karar verdim. Zaten şüpheleniyordum, derisi kuzu derisine benzemiyor, imtasyon zannediyordum ama değilmiş. Yeni parti kolileri açtığımızda çürümüş balık kokusu geliyordu. Yalan diyen arkadaşlar bunu açıklasın bakalım.

    Bu Kadar

    Posted Kasım 18, 2009 at 11:36 PM

    senin botların yanında balıkta getirmişlerdir aynı gemi ile, ondandır merak etme, sirkeli su kaynat balık kokusu geçer.

    Şivan

    Posted Kasım 19, 2009 at 12:44 PM

    Mahmut bırak bu işleri.Bir kere sen ugg satamassın kardeşim. Satsan bile ancak çakmasını satarsın.Ugg botlarını satma hakkı sadece deriden firmasına ait. Diğerleri çakma. yeme bizi.

    Mahmut Canatan

    Posted Kasım 19, 2009 at 1:59 PM

    Nasıl satamam? Bal gibi de satıyordum, bu haberi görünce vazgeçtim. Elimdeki parti bitsin bir daha almıyorum. Savunmasız fokların vebali kalmasın üstümde. Ug giyen de giydiren de zalımdır benim gözümde. Allahtan korkun.

    anlayaman
    Posted Kasım 19, 2009 at 6:00 PM

    esas vahşet, tembel fokların okyanus yerine bembeyaz karlara/buzullara pislemesidir. yaşasın ugg, kahrolsun foklar!

    gamsız

    Posted Kasım 22, 2009 at 12:11 AM

    hayvanlar biz insanların ihtiyaçlarını karşılamak için varlar. tabi ki öldürüp etlerinden derilerinden faydalanacağız. vahşet değil bu. doğanın kanunu bu.

    peony

    Posted Kasım 23, 2009 at 7:13 PM

    ugg botların kuzu yününden yapıldğı herkesçe biliniyor.ayrıca bunu geçtim fok olsa ne yazar? şuana kadar giydiğimiz hangi ayakkabı hayvanlarn derilernden yda tüylernden yapılmıyo ki? yada kullandığımız çantanlar…
    bunlarn çoğunda yılan deriside kullanılıyo foklar sadece sevimli oldukları için mi onlara acımak lazım ozaman yılanlarn ne suçu var? sırf polemik yaratmak içn bu haberi koymşlar kesnlkle .ozaman vejeteryan da olalım yazık hayvanların boğazını kesiyolar biz de pişirip yiyoruz! peh …

    Veysel Şatıroğlu

    Posted Kasım 24, 2009 at 10:06 AM

    Evet fok hayvanları sevimli, ama bir düşünmek lazım acaba sevinmi oldukları için mi acıyoruz?
    Dikkatli okuyalım. Soyu tükeniyor deniyor, Sopa ile başlarına vurarak deniyor. Bunun sevimlilikle şirinlikle nealakası var. Yılan da olsa başına vurmamak lazım. Bu nedenle fok olsa ne yazar demeden önce bir düşünmek lazım. Yılan da olsa, fok da olsa o da bir can.

    Orçun Haraşo

    Posted Kasım 24, 2009 at 7:00 PM

    Sitenizde haberi gördükten sonra kız arkadaşımın ayağında botu görünce dellendim. Çıkaracaksın dedim. Dinlemedi, inat etti. Bende bak foklara böyle vuruyorlar, güzel miymiş diye sopayla vurdum da vurdum, ayağını kırdım. Sizin yüzünüzden ayrıldık. Pişmanın!! En son sövdürdünüz fokunuza. Bir de Mahmut abi sen de hala varsa o botlardan bir çift alıp kızın gönlünü alayım bari. Yoksa çiçek mi alsam??

    Aysu Demirkan

    Posted Kasım 26, 2009 at 1:46 AM

    Herkes çıldırmış, bence foklara çok yazık… Sizin kafanıza sopayla vurulup derinizden bot yapılsa hoşunuza gider mi? Ben bu haberi görünce ağladım ve fokları da çok seviyorum. Hatta yılanları da seviyorum onlarada yazık.

    angelica

    Posted Aralık 4, 2009 at 7:56 PM

    salak mısınız siz!! “ugg botların kuzu yününden yapıldğı herkesçe biliniyor.ayrıca bunu geçtim fok olsa ne yazar? şuana kadar giydiğimiz hangi ayakkabı hayvanlarn derilernden yda tüylernden yapılmıyo ki? yada kullandığımız çantanlar…
    bunlarn çoğunda yılan deriside kullanılıyo foklar sadece sevimli oldukları için mi onlara acımak lazım ozaman yılanlarn ne suçu var? sırf polemik yaratmak içn bu haberi koymşlar kesnlkle .ozaman vejeteryan da olalım yazık hayvanların boğazını kesiyolar biz de pişirip yiyoruz! peh …” bunu nasıl yazabildin sen ya! seni elime geçirip aynen o masum hayvanlara yaptıkları gibi bi güzzel derini soyup bot mu yapsam kendime diyorum.. canlı canlı derilerini soyuyolar o hayvanların haberiniz var mı!
    eğer bu haber doğruysa çok üzüldüm ben de almayı düşünüyordum vazgeçtim bu haberden sonra.
    kürk giyen ve bilerek bu ugg botlardan alanların da allah belasını versin başka bişey demiyorum!

    Bilge Deliceo

    Posted Aralık 4, 2009 at 11:42 PM

    Ugg giyen kesimin büyük kısmını dünyadan habersiz cahil gençlerin oluşturduğunu biliyordum fakat bu kadarını okuyunca ağzım açık kaldı. “Tembel” fokların deniz yerine bembeyaz karlara pislemesi seni çok rahatsız ediyorsa sen de pisleme lütfen. Sanki senin pisliğin başka bir yere gidiyor. Doğanın kanunu da soyu tükenen hayvanları bilinçsizce kafalarına vurarak avlamak değildir. Doğada güçsüz olan tükenir. Foklar güçsüz oldukları için mi yoksa Bağdat Caddesi’nde gençlerin iki tur atması için mi ölüyor? Zor bir soru değil.

    peony

    Posted Aralık 6, 2009 at 2:04 PM

    angelica,dha önce aldığın ayakkabılarn ne şekiller de yapıldığını biliyomusn? ugg botları biranda tam piyasa ürünü olduğu için bu haberler ortya çıkıyo bunun farkında değilmisiniz?ben bu ayakkabılara bayıldğmdan fln söylemiyorum bunları ama bukadar öne çıktığı ve pahalı olduğu içn bu habern yayımlandığından adım kadar eminim. ayrıca ugg giyenlern cahil kesim olduğunu biliyorum lafı da çok komik geldi bana ne alaka yani evet gösteriş yapmk içn bunu giyen gercekten bi kesim var ama genelgeçer bi yargı değil bu.öldürüş şekillerine tabi ki de ben de karşıyım ama insan dışında tüm varlıklar da insan için varsa buda doğanın adaletsizliği…

    R.T. Erdoğan

    Posted Aralık 10, 2009 at 6:44 PM

    CHP’den bazı arkadaşların medyayı manipüle ettileri, bu haberden sonra açık ve nettir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan arkadaşlarımızın yaprığı araştırmalar sonucu; bu kışlık botlar tamamen koyun tüyünden yapılmaktadır. Velev ki bunlar fok derisinden yapılıyor olsun, o zaman THK’ya kurban derisi neden bağışlıyorsunuz. Ayrıca da söylemek gerekirse bu kışlık ayakkabılar çok rahattır. Hatta Emine Hanım’a da aldık Küçükesat’taki pazardan, Hayrünisa Hanımefendi de istediler görünce.

    uggly

    Posted Ocak 3, 2010 at 7:24 PM

    nalet olsun ugglara! hırsımdan ayağımdan çıkardığım gibi attım hıncımı alamadım tükürdüm üstüne açık renkti zira.orçun haraşo, 37 numara, uyuyosa alabilirsin kardeşim.

     

    Reklamlar
     
  • Selin Ozdemir 16:19 on 05 Jan 2010 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: bakkalın kalbine giden yol yazar kasasından geçer, eti ailesi ne büyük bir aile, eti lezzet uygarlığıymış diye bir şey duydum   

    reklam kokan şeyler bunlar 

    eti’nin form ürünlerini sevmiyorum. bazıbazen yiyorum ama sevmiyorum. sevmem için bir sebep de bulamıyorum. öyle yiyorum. öylesine sindiriyorum. öylesine sindirmek ne garip. lifler var içinde. midemizde lifler çokçok olursa daha iyi sindiriyoruz mesela. lifler bir araya gelerek lifliflifliflif oluyorlar ve midemizde bir bayram havası oluyor. şişip inmesinden anlıyorum. siz anlamamış olabilirsiniz ama.. sonra eti’nin ürünlerine bakıyorum bir: içlerinde güzelleri var, çirkinleri var, tatlıları var, tuzluluları var. tatsız tuzsuzları da var. onlar bir aile ayırmak bana yakışmaz. sonra gidip alıyorum bazıbazen. yiyorum. yiyoruz. elmalı tarçınlı var mesela. karnımızı kandırıyoruz al sana elmalı kurabiye diye. ama o sandığımızdan akıllı ki diyor bize: sen öyle san küçük aptal! bunu ye sonra inanmadığım için gerçek elmalı kurabiye de yedircem sana. hah.hah.hah. ben duyuyorum. üzülüyorum bunları duyunca. karnımı mutlu edemiyorum demek ki bazenbazı. öylesine saçmalıyorum. öylesine yaptığım şeylerden biri daha işte. al. gerçekleri ye. kolay sindirmek için aralarına liflifliflif koy. vitamine bandır. kepek serpiştir üstüne. kalorilerini cımbızla ayıkla. proteinlerini pohpohla. sonra ye. karnını mutlu et. eti’yi mutlu et. bakkalı mutlu et. mutlu et, mutlu ol. mutluluğa can gelsin.

    haa: diyet yaptığımdan değil. ama mısır ve pirinç patlağı şeysi hakikaten güzel. bir de elmalı olan eti’nin değil, mavi-yeşil’in (ülker)miş.

     
  • Selin Ozdemir 10:35 on 11 Dec 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    unutmak ya da unutmamak! işte bütün mesele bu.. 

    hiç sanmıyorum. ama olabilir de.

    Korkunç anılar gömülecek

    ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ filminde kötü anıların silinebilmesi büyük ilgi çekmişti. Bilimciler şimdi bunun gerçek olabileceğini söylüyor

     LONDRA – Korku dolu kötü anılar artık silinebilecek. Yıllardır bilimkurgu filmlerine ve kitaplarına konu olan bu umut gerçeğe dönüyor, üstelik ilaçsız.
    ABD’nin New York Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, insanların kötü ve korkulu tecrübelerinden kısa bir süre sonra yaşadıklarını hatırlamak zorunda bırakıldığında, kötü anılarının iyi olarak ‘yeniden yazılabileceğini’ ortaya koydu. Gelişme akla Türkçe’ye ‘Sil Baştan’ olarak çevrilen ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ filmini akla getirdi.
    New York Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, deneklere korkunç görüntülerle dolu renkli kartlar gösterirken aynı zamanda elektroşok uyguladı. Bu uygulama iki gün sürdü ve ikinci günkü uygulamadan 10 dakika sonra, deneklere kartlar bu kez elektroşok verilmeden yeniden gösterildi. Ancak deneklerin bu kez kartları görünce korkuya kapılmadığı gözlemlendi.

     
  • Selin Ozdemir 10:20 on 10 Dec 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    beyin harika bir organ; sabah kalktığınızda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! 

    şimdi şöyle bir şey var: bu aralar ve genellikle hep etrafımda olan yaşıtım mazlum insanlara bakıyorum da herkes mi hayatının gitmeyen gidişatından dolayı mutsuzdur. hadi mutsuz olmak göreceli bir replik ama kimse yediği haltlardan memnun değil. herkesin aklı fikri yiyemediği haltlarda ki halt dediğin şey hangi malzemelerden ve nasıl yapılıyor bilemiyorum. öğrenince bugün ne öyrendim defterime yazayım. ama konumuz bu değil. konumuz tabağımızda bir konumuz olmaması. hepimiz çeşitli soytarılıklara konu mankeniyiz ama naçizane kafalarımızı uçan balona çeviren hayaller! ah onlar! bilimum deliklerimizden fışkırmaya başladı. çünkü gerçekleştirmek adına yapılan herhangi bir fiil yok. garip bir durum yani. şimdi biz yirmili yaşlarda, çok şükür eli yüzü düzgün, insan yerine konulabilir, elinden her iş gelir tipleriz -reklamlar- ama yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu kesin. bir kere, işsiz olanlar durmakla o kadar meşguller ki iş bulmaya vakitleri yok. hadi öğle molalarında biraz vakitleri oluyor diyelim ama o sırada da can çekmiyor sanırım. bir de işli olanlar var ama onlar da işsiz olmamak için işliler. yani ayıya dayı diyorlar. dayıya dayı demiyorlar tabi böyle bir durumda ki dayıya ayıp olmasın. dayı ayıyla bir kefeye konduğunu düşünüp ayılaşmasın. laf. böyle saçma sapan şeyler söz konusu. şimdi mutluluğu bu senaryonun hangi paragrafına koyayım ben? etrafta bu kadar bırakmak, gitmek, düşünmemek, sorgulamamak, hesabetmemek, yol gitmek, gidilen yollardan gelmeyi sonraya bırakmak, okumak, içmek, seyretmek, dinlemek, duymak, konuşmak, koklamak, dokunmak, yaşamak isteği var iken; çalışmak, çalışmak, çalışmak, mutsuzluk satın almak, öğle yemeğine çıkmak, iyrenç radyo frekansları dinlemek, çalışmak, işten çıkmak, eve gitmek, yemek yemek, uyumak, kalkmak, işe gitmek, çalışmak, çalışmak, bu şekilde gerçekleşmeyecek hayaller kurmak, hayallerin ardından el sallamak, günlerin geçmesini izlemek, geçen günlerin kulağından tutmak, bağırmak, çalışmak, çalışmak işlerini kim niye yapmak istesin ki? işimiz mi yok. hayret bir şey.

     
  • Selin Ozdemir 10:01 on 09 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: harbi sinir, sinir harbi, vize baskısı   

    jetonum bittiği için çana oynayamıyorum 

    Bugün başlayan vizeler yeni mezunlar için hayli melankolik bir ruh halini de beraberinde getirdi. TÜİK raporlarına filan dayanmıyor sözlerim. Kendimden öyle gözlemliyorum ve bu yeterli bir istatistik. Kimse de kendini kandırmasın, hepiniz şimdi okula gitmek için ölüyorsunuz biliyorum! Üzülmeyin ben varım, lonesome değilsiniz. Sabah işe gitmek için durakta beklerken gördüğüm, okula yetişmek için bir yandan koşturup, bir yandan da eline zor sığdırdığı notlarına sahip çıkmaya çalışan o hiç kıskanmadığım tipler! Siz de bu yollardan geçeceksiniz. Şimdi okullu olduğunuz sınıfları doldurduğunuz için bir halttan haberiniz yok ama o günler de gelecek. Ah ah’larınızı ben taa buradan duyacağım. O zaman size bu postun linkini atarken ropdöşambırımın kuşağını düzeltip viskimi üzerime dökeceğim. Siz de vay be ne günlerdi derken henüz bir kızınız olmadığı için dizinizi döveceksiniz. Şahsen ben öyle yapıyorum ve siz yine bunlardan bihabersiniz. Öyle de olun zaten. ne de olsa beni böyle görmenizi istemem. Beni böyle mağrur, sahipsiz, eğitimsiz, vizesiz ama gururlu görmeseniz de olur. ben kendi başımın çaresine bakarım. işe gider gelirim. yalandan kaybolan öğrenci akbilimle olan ilişkimin son aylarını doludizgin geçiririm. fuarlara, sergilere dadanırım öğrenci olmanın yarattığı pozitif ayrımcılığın benim için artık son bulacağını bildiğimden. bu sizi hiç ilgilendirmez! Lütfen herkes kendi işine baksın. Ne bileyim sınavınız filan yok mu sizin? gidin çalışın. Gelip kontrol edeceğim ha!

     
  • Selin Ozdemir 09:16 on 05 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: anti türkçe pop, sinirlerim gerildi en iyisi biraz nemlendirici süreyim, tak etti canıma bu maskeli balo   

    sinirlerim gerildi en iyisi biraz nemlendirici süreyim 

    ne anlatayım ya?
    işte iş güç, soğuk sıcak filan derken kasım oldu. KASIM. millet kasım kasım kasılıyor. görünce gözlerim doluyor biliyor musun? nereden bileceksin gözlerimi gördüğün mü var. zaten gözlerime baktığın mı var ki gözlerimi göreceksin. ha? işte cevabın da yok. zaten bir ağzın yok ki cevap verebilesin, hoş bir ağzın olsa da bir beynin yok ki düşünebilesin de cevap verebilesin. diy mi? hala soru soruyorum sanki yanıtlayabilecekmişsin gibi. ilahi ben! ilahi ben ama ben ilahi dinlemem bilmiyor musun? çünkü arapçam yok ya da farsçam ya da anlayabilmek için gerekli olan o bilumum dillerden biri. ha sen şimdi çok biliyorsun ya türkçe olanları da var diyeceksin ama bilmediğin bir şey var senin, ukalalık etmek istemem ama ben genellikle türkçe şeyler dinlemiyorum be dostum. ha hiç mi dinlemiyorum? yoo mecburen dinlediğim SHOW RADYO var mesela ofiste. böyle kusturana kadar aynı TÜRKÇE POP parçaları çalıyorlar mesela. üçşarkıdabir başa dönüyoruz ve hepsi zaten sikko olduğundan kendimi karşıdaki hastaneye filan kaldırasım geliyor ama işte domuz gribi en çok hastanelerde kol geziyormuş o yüzden biraz tırsıyorum. sonra anlıyorum ki tırsıklığın domuza çaresi yok ve millet dışarda filan maskeyle geziyor o zaman diyorum ki ne saçma insanlar var bu memlekette. ulan biz niye kendimizi eve kapatalım ya da böyle manyak gibi maskeli balo filan düzenleyelim, hasta olanlar sokağa çıkmasın ulan! kendinize mukayyet olun. zaten hava soğuk donuna kadar donduruyor adamı, bir de hasta halinizle o pigletli virüslerinize takmışsınız tasmayı gezdiriyorsunuz. yapmayın! yazıktır günahtır. bizi düşünün biraz da be, bu ne bencilliktir. etrafta bu kadar lagaluga varken ben ne yapayım sen söyle? hi solips. anlat ya? dedin anlattık işte. üzgünüm dostum ama sen kaşındın.

     
  • Selin Ozdemir 14:11 on 02 Nov 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: don olayı, donuna kadar donmak, sıfır santigırat derecenin vuku bulması   

    siz sıcak diyarlarda mutlu mesut takılırkene.. 

    ey üşümek, sen nelere kadirsin? söyle bana. igdaşın gazabına uğradım. ayaklarımı türk hava kurumuna bağışlamış gibiyim. hissetmiyorum. dişlerim desen sıkmaktan büzüştüler, çenem ağrımaya başladı. ÇOK SOĞUK. burnum dilek çeşmesi gibi, usul usul akıyor. tırnaklarım ve dudaklarım zombivari takılıyor. hani halloween ya. biz de böyle kutluyoruz. YAŞASIN DONMAK. ısınayım diye çay yapıyorum, kahve yapıyorum ama sağolsunlar üç dakikayı geçmemek suretiyle benden beter üşüyorlar. NE BOKA YARARSINIZ BE! bu soğukta canımıza kasteden SİGDAŞ’ı esefle kınıyor, cumartesi günü gazı açmaya karar veren yetkililere ofisin karşısındaki hastaneden kart atacağımı buradan haber ediyorum. 

    sigdaş yetkililerine sevgilerle.

     
    • Senbonzakura 16:10 on 02 Kas 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      yav yazıyı okuduktan sonra halime daha iyi nasıl şükrederim acaba diye düşünürken, usulca kombinin ısı ayarını yükselttim. doğalgazsız editörün yine doğalgazsız tayfası. lan tüp kullanan kaldı mı hala?!

    • solips 16:20 on 02 Kas 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      kaldı mı bilmem ama şu an olsa kölesi olurdum. acınacak haldeyim, denyoyum, donyorum.

      • solips 13:43 on 14 Ara 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

        yine bir don olayıyla karşınızdayız. DONMAK fiilini şimdiki zaman 1.tekil şahısta çekimlemekten nefret eder oldum.

  • Selin Ozdemir 15:15 on 27 Oct 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: erkek var erkek var   

    fedakâr ve ürkek erkek 

    ismi lazım deyil olan markette turlarken bir herife takıldı gözüm. böyle biraz şaşkın ama araştırmacı bir ruhla temizlik ürünlerinin bulunduğu bölümde kadın pedlerinin bulunduğu reyonun önünde seyirdeydi. bir ona bakıyor bir buna. alacak, belli. ama hangisinin ‘daha’ uygun olduğunu bilmiyordu kanımca. ya da bu kadar janjanlı paketlerin içindeki ürünlerin aslında ne kadar da olsa ne işe yaradıklarına kadınlar kadar anlam yükleyemeyip sadece ; hasan, git bana bilmemkaçnoktalı bilmemnemarkaped al! emrini uygulamaya çalışıyordu. ama bıravo yani. bunu iyreti bulup dudak büken erkeklerin sayısı oldukça fazlayken söz konusu herif gidiyor ismi lazım deyil olan markete ve gerine gerine pembe rengin ağırlıklı olduğu paketlerin içine daldırıyor elini. bu sırada yaklaşık 7buçukdakika geçti ve ben bir baktım ki sapık gibi herifi izliyorum. shdfjdsdjdkl. neyse. sonra şey oldu. bir şey oldu ve ben dedim ki: aaaay. ne kadar tatlı.. jdshjsdkjdj. herif kasada ani bir manevrayla şunu da ekleyin dedi. vee ne olduğunu biliyorsunuz: kocaman bir paket çikolata!!!! aferim herife. benden dörtnoktalı bir bıravo aldı.

     
  • Selin Ozdemir 19:55 on 25 Oct 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: bir durun yahu   

    acele ettirmeyin, sakin olun. 

    bugün yaklaşık iki yıllık evli, birbuçuk yıllık da anne olan bir çocukluk arkadaşımın selimpaşadaki evine telafiye gittim. evlendiğinden beri ilk kez. hayvan mıyım? evet. neyse. havuzlu villada filan oturuyor. kocası, daha 5 aylık anneyken askere gitmek durumunda kalınca bir başına hem evliliğe hem anneliğe hem de kalabalık kurulan aile masalarına tek başına alışmaya çalıştı, ha bir de japon bebeyi var tabi. gittim. evini gördüm. kızını gördüm. kaynanasını filan da gördüm ama hala ‘evli, bebekli, kocalı bir kadın’ olmuş olduğunu idrak edemiyorum. annesi bana sürekli e artık sizin de haberlerinizi bekliyoruz en kısa zamanda deyip deyip durdu bütün gün. YOK! dedim. daha çok bekleyin dedim. ne diyorsunuz siz ya? dedim. hakkaten ne diyorlar ya? daha küçücüğüz biz ne kocası ne bebeyi diy mi. of yine darlanıyorum bakın. bu insanların hayatlarının anlamlarını kıyılara çekmeye olan bu kadar yüklü telaşları neden anlayamıyorum ben. daha yirmilerin başında nedir yani? otuzlar kovalıyor olsa anlarım. ama acele etmeyin be teyzelerim. tamam siz toruntombalak sahibi olmak istiyorsunuz, bu makul bir şey de bu yaşta gençliğin sırtımıza bindirdiği bunca yük varken bir de evlilik müessesesinin kendine münhasır heybelerini omuzlamak için neden bu kadar acele edelim, edeyim. sürekli duyunca gerildim. evde filan da kalmadım şahsen. ki evde kalmayı çok severim. keşke bazen hep evde kalsam diye düşünürüm. evde kalsam, bir kahve yapsam. evde kalıp içsem filan diye düşünürüm öyle ama bunlar keyifli şeyler. ertelememek lazım. o bazı şeyler zaten olacak, kaçamazsın, kaçamam. ama gerektiği zaman. şimdi deyil. büyüyorum farkındayım. ama daha büyüyorum. büyümem bitmedi. ne zaman duraklarsam ki anlarım o zaman kat deyiştirmem gerekir. birini bana merdivenlerde eşlik etmesi için koluma takarım. o zaman gelirsiniz evime size kek poğaça yaparım. bana aldığınız fincan takımıyla size kahve filan ikram ederim. kocalarımızın dedikodusunu yapar bir yandan da onu bunu kıran çocuklarımıza bağırırız. orası tamam, sorun yok. ama şimdi deyil, bu sıralar deyil. karışmayın.

     
  • Selin Ozdemir 01:21 on 24 Oct 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: grib'e hayır!   

    aşı ol şaşı bak 

    şimdi şöyle bir şey var: aşılar geliyor ya aşılar. ama kime ne aşılar? yalnızca alınıp satılan birer figüran mı olacaklar hayatımızda, yoksa gerçekten işe yarayıp öncelikli olarak çocuklara kaçan pigletleri bulup bulup çıkarabilecekler mi. merak ediyorum çünkü burnum akmaya başladı ve acayip sıkılıyorum. illa pigletli olmalarına gerek yok. normal grip aşılarımız da var bizim ya ve ben kimin aşı olduğunu duysam 1 haftayı doldurmadan grip olunduğunu kesinkes teyid ettiğim aşılar. şimdi olay insanları virüsleyip voltranı oluşturabilmelerini sağlamak mı, yoksa zaten voltranın kaba yerlerini oluşturduklarını kafalarına kafalarına vurmak mı. illa karış diyenlere karışkarış aşılıyorum buradan. nedir? şimdi biz kuzukuzu gidip bu bilmemkaçmilyontane ithal edilen aşıları bile isteye olacak mıyız? hiç sanmıyorum! zaten bir gariptir tatilller filan çıkarttık başımıza. e haliyle bu griplerde başımıza başımıza çıkıyor, şımartıyoruz. neyse. şahsi kanaatim bence hepbirlikte aşı olmama aşısı olalım. belki bu ileriki zamanlarda gelecek vaad edecek olan başka tür bir gribe iyi gelir.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç